|
Hastalığı dostluğumuzu derinleştirdi Zuhal: 'Abi galiba benim göğsümde bir şeyler varmış.' dediğinde yüzü kara-sarıydı. O an ben ve Kemal büyük bir şoktaydık. Zuhal zaten üç kez kalp kapakçığı ile ilgili ameliyat geçirmişti. Sürekli kullanmak zorunda olduğu ilaçlar yüzünden pıhtılaşma sorunu olup, ameliyat olması çok nazik bir konuydu. Bunları şu ana kadar çok sağlam bir şekilde göğüslemişti. Ya bundan sonra?
Aramızda üç yaş fark olan Zuhal ile birbirimizi tanıdığımızdan beri çok iyi anlaşmıştık. İlişkimiz gelin-görümce ilişkisinden ziyade birbirini seven ve birlikte olmaktan mutlu olan iki dost şeklindeydi. Hastalık konusunda zaten hassas olduğum için bu olay beni çok etkilemişti. Sevdiğim insanlara bir şey olursa ne yapardım? Çocuklarım, eşim ve tüm sevdiklerim... Gerçekten sinirlerim mahvolmuştu. Ama her şeyi bir yana bırakıp bir an önce toparlanmalı ve Zuhal'in zor günlerinde ona elimden gelen (hatta gelmeyen) tüm desteği vermeliydim. Önümüzde zor bir süreç vardı.
Önce 14 Şubat Sevgililer Günü'nde ki zorlu ameliyat başarı ile tamamlanmıştı. O gece Zuhal, ben ve can arkadaşımız Nihal çok sevinmiştik. Sabaha kadar sohbet edip Sevgililer Günü'nü kutladık. Zuhal alınan göğsünü günün anlam ve önemi için paketleyip eşine hediye edeceğini söyleyip bizi güldürmüştü. Ancak bu şımarmadan sonra evde büyük bir panik bizi beklemekteydi. Evde ikinci günümüzdü. Zuhal biraz yürümek üzere birkaç adım atmıştı, ben de destek olduğum halde bir anda zaten benden çok daha yapılı gövdesi kollarımdan aşağı kaymaya başladı. Sadece 'Kemaaal' diye haykırmaktaydım. Zuhal bayılmıştı. Ambulansla tekrar hastaneye kaldırıldığında çok büyük bir talihsizlikle hemotom olduğu ve göğsünde biriken kan pıhtısının alınması için tekrar ameliyata alınması gerektiği belirtilmişti. Bu süreci yine Nihal ile atlatmış ve bir hafta hastanede kalmıştık. Eve döndüğümüzde Zuhal daha iyiceydi. İlk banyosunda Nihal'ı çağırmıştım. Onun banyoda bağıra bağıra ağlaması, 'ben kendimle gurur duyuyordum, bana ne oldu böyle' diye haykırması hala kulaklarımdadır. Onu şefkatle yıkayıp teselli etmekten başka ne yapabilirdik ki? Bu meyanda Zuhal'in hastalığı ile ilgili her şeyi öğrenmekteydim. Neler yapılmalı, neler yapılmamalı, doktora gidince soracağımız sorular, kan değerlerini korumamız gereği, nasıl beslenmeli, istirahati, kemoterapi dönemi, bu dönemde çok daha steril ortamda olması gereği, ziyaretçilerle ilgilenmek vs vs... Her şey kontrolümde olmalıydı. Zaten bir buçuk yaşındaki oğlumla her sabah Zuhallere gidiyordum. Kızım okuldan çıkınca oraya geliyor ve akşam eve dönüyorduk. Biz Zuhal ile gezmeyi, sohbet etmeyi ve gülmeyi çok severdik. Bu süreçte de elimizden geleni yapmalıydık. Oğlum Ege onu çok eğlendirmekteydi. Yarım yarım konuşmasıyla 'lala ben geldim' diyerek koşup halasına sarılıyordu. Zuhal de dört gözle bizden ziyade onun gelmesini bekliyordu. Bazen dakikalarca gülüşüp konuşuyorlardı. Zuhal Egeyle beraberken kendini hiç dinlemiyor, vaktin nasıl geçtiğini anlamıyordu. Ege onu oyalarken ben de günlük yapılması gereken işlerimi ayarlamaktaydım. Her ne olursa olsun sabah kahvesi keyfimizden vazgeçmiyorduk. Zuhal'in beslenmesi çok önemliydi. Her şey günlük olmalı, taze pişirilmeliydi. Meyve suları, kuruyemişleri, yeşillikler... hiç aksatmıyordum.
Canı hiç istemediği halde o da bana kıyamıyor; 'yumruk kadar çocuğunla gelip benim için hazırlıyorsun nasıl hayır derim' diye 40 gün boyunca düzenli olarak enginar bile yemişti. Bu süreçte 24 saat asla yetmiyordu. Koşuşturmam çoktu, ancak yorgunluğum olmuyordu. Bir şeyler yapabilmek belki de yorgunluğumu unutturuyordu. Her şeyden önce çok severek ve isteyerek Zuhal'in yanındaydım. Ben oradayken Zuhal'in de çok huzurlu olduğunu hissediyordum. Kemoterapi dönemi dört seanstı. Her seansın arası 21 gündü. O hoş olmayan dönemler için bulduğumuz formül ise, kemoterapi sonrası Nihalin bizi çok sevdiğimiz bir yere götürmesiydi. Muhteşem üçlü olarak güzel bir mekanda kahve içiyor, bir şeyler atıştırıyor ve Zuhal’i neşelendirmeye çalışıyorduk. Bizi gören ya da duyan olsa deli der diye de bu olaydan kimseye söz etmiyorduk. Canım Zuhal’im de bu yapılanlara karşı iyi olacağım, söz veriyorum dercesine hayata asılmaktaydı. Ve sonunda beklenen gelişme! Metastas yoktu ve üç ayda bir kontroller… Sonradan kontroller altı ayda bire çıkmıştı. Artık Zuhal'in saçları uzamıştı. Eskisinden daha da güzeldi. Dostluğumuz ise çok daha derinleşmişti. Dilerim bu güzel son tüm hastalara nasip olsun! Suzan Çetinkaya
|