Yazdır
Sessiz ayakkabıların çığlığı
Hayata Dair
sessiz-ayakkabilarin-cigligiBireysel silahlanmanın giderek arttığı günümüzde, 2001 yılından beri 28 Eylül’de ‘Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü’ etkinliği yapılıyor. Umut Vakfı’nın düzenlediği bu etkinlik, biraz olsun bireysel silahlanmaya dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Her çocuğun ortak bir yazgısı vardır; o da oyuncaklarıdır. Çünkü kızlar ellerine ilk oyuncak bebekleri alır, erkekler de oyuncak silahları. At, avrat, silah üçlemesinin ilk tohumları işte o oyuncaklar üzerinden atılır. Kız çocuklar oyuncak bebekleriyle ileride iyi bir anne, ev hanımı ve eş olmanın ilk öğretisiyle karşılaşır. Erkek çocuklarıysa namus bekçiliğinin, kudretin ve gerektiğinde adaleti sağlamanın... Silah, bir erkeğin can yoldaşı ve şerefinin temsilcisidir. Toplumumuzda kesinlikle böyle bir genel kanı var. Onun için de sevinçler havaya ateş açılarak kutlanıyor, adaletten çözüm beklemek yerine silaha davranılıyor.

Gündemden hiç düşmüyor
Gazetelerin 3. sayfalarını her gün boy boy maganda kurşunuyla ölenlerin, töre cinayetine kurban gidenlerin haberleri süslüyor ama olaylardan hiç ders çıkarılmıyor. Aksine medya kanalıyla şiddet ve silah daha da özendiriliyor. Artık televizyonda silahın kullanılmadığı bir dizi seyretmek neredeyse imkansız. O silahla Kurtlar Vadisi’nin Polat’ı ülkeyi kötü adamlardan koruyor, Aşk-ı Memnu’nun bahtsız güzeli Bihter’i intihar ederek aşk acısından kurtuluyor. Sonra da o karakterlerin silahları artık birer showroom’a dönüşen silah mağazalarına bırakıyor yerini. Kısacası silah hayatımızın merkezinde. Lakin bireysel silahlanmaya bu kadar önem verenler, bir gün kendilerine ya da sevdiklerine de kör bir kurşunun denk gelebileceğini unutmamalı. İşin sevindirici yanı ise bazılarının bu kadar yükselişte olan bireysel silahlanmaya sessiz kalmaması. Bunlardan biri de 1993 yılından beri hizmet veren Umut Vakfı. Kendisi de bireysel silahlanma mağduru olan Nazire Dedeman Çağatay’ın önceliğinde kurulan vakfın bu anlamda çok ciddi çalışmaları var. Bunlardan birisi de geçtiğimiz haftalarda Taksim Meydanı’nda düzenlenen ‘Sessiz Ayakkabıların Yürüyüşü’ etkinliğiydi. Onların bu sessiz yürüyüşleri yeri göğü inleterek dikkatleri yeniden bireysel silahlanma üzerine çekmeye başardı. Bu konuya biz de sessiz kalamadık ve Nazire Dedeman Çağatay’la bireysel silahlanma üzerine bir röportaj gerçekleştirdik. Röportajı mutlaka okuyun. Çünkü Çağatay’ın silahlanmayla ilgili verdiği rakamlar tüyler ürpertici boyutlarda.

Nazire Dedeman ÇağatayGünümüzde ülkelerin trilyonlarca para harcadığı savunma sanayi, artan silahlanma… Sorun aslında bireylerin her şeyde silahlanmayı bir çözüm olarak görmesinden kaynaklanıyor. Bu bilincin yıkılması için hükümet ve diğer kurumlar neler yapabilir?
Birleşmiş Milletler, küçük ve hafif silahların denetimi üzerine kurulmuş IANSA’nın verilerine göre konvansiyonel silahların yüzde 75’i bireylerde bulunuyor. Her ülkenin silah konusuna farklı yaklaşımları söz konusu. ABD’de bu anayasal bir hak olarak görülürken, İngiltere’de ve Japonya’da bireylerin silahlanması yasalarca engellenmiş. Türkiye için konuşmak gerekirse burada “Hangi ülkeyi örnek alacağız?” sorusu gündeme gelebilir. Hemen ABD’yle sınır komşusu olan Kanada’da da bireysel silahlanma rakamları fazlasıyla yüksek olmasına rağmen suç oranları ve silahla ölüm vakaları çok düşük. O zaman ülkelerin toplumsal dinamiklerine bakarak doğruyu bulmak durumundayız. Türkiye’de silah, geleneklere nüfuz etmiş. Öyle ki kutlamalarda silahla havaya ateş etmek bir sevinç göstergesi. Sadece kutlama ateşleriyle hayatını yitiren yurttaşlarımızın sayısı yılda ortalama 700 civarında. Bu kadar pisi pisine ölüm karşısında durup düşünmek lazım. Yasalar toplumun en üst düzeyde düzenini sağlamak içindir. Bir sonraki aşama, bu yasaların yürütülmesi ve denetlenmesiyle ilgilidir. Yasayı çıkarınca “İş bitti” diyemeyiz. Toplumun bilinçlenmesi için geçmişten bugüne uzanan âdetler ve geleneklerle gelen silaha karşı tutumun yanlış olduğu aktarılmalı ve bu çağ dışı uygulamadan bireyler vazgeçirilmeli. Sadece yasalarla denetim sağlayamazsınız. Zihniyetin de değiştirilmesi lazım. Valiler, kaymakamlar ve son halka muhtarlar, ilk bilinçlendirilmesi gereken kesim. Bu kişiler toplumda nüfuz sahibi oldukları için yurttaşlara örnek olmalı. Onların ikna edilmesi büyük oranda bizim işimizi kolaylaştıracaktır.

Türkiye’de bireysel silahlanmayla alakalı net bir rakam yok. Sizin elinizde sayısal veriler mevcut mu? Ya da tahmin ettiğiniz bir rakam var mı?
Elimizde 2008 yılında yapılmış bir çalışmanın verilerine göre 2.5 milyon ruhsatlı silah var. Gerçekleşen olayların ruhsatlı tabancayla işlenme yüzdesini kullanarak ruhsatsız silah rakamına tahmini olarak ulaşıyoruz. O da 6 milyon civarında. Zaten bu rakam net olsa, “Neden ruhsatsız?” diye sormak gerekir. Dolayısıyla ruhsatsız silah sayısını ancak tahmin edebiliyoruz. Orada da dayanağımız suç istatistiklerinden yola çıkarak bir tahmin yapmak.

sessiz-ayakkabilarin-cigligi2Türkiye’de kaç kişi bireysel silahlanma mağduru?
Her yıl ortalama 3 bin kişi diyoruz. Ancak biz kendi istatistiklerimizi de tutuyoruz. Her hafta güncellenen web sitemizde haftalık olarak silahlı ve kesici aletlerle işlenen suçları takip ediyoruz. Diyebilirim ki, 2008 yılından bugüne haftalık suç sayısı yüzde 50 artmıştır. Bu durumda mağdur sayısının yılda ortalama 4.500 kişiye ulaştığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Ailelerini de hesaba katarsanız bu rakamlar 15 binden 20-25 bine kadar çıkabiliyor.

Peki, medya bireysel silahlanmanın neresinde duruyor?
Silahsızlanmayı destekleyen, medeni bir toplum olarak Türkiye’yi dünya sıralamasında üst sıralarda görmek isteyen çok basın mensubu var ve davamızı yürekten destekliyorlar. Ancak haber kuşakları içerisinde ve gazetelerde şiddet haberlerinin işlenme şekli, mağdurun mağduriyetini arttırabiliyor, hatta suçu özendirici kılabiliyor. Bu içerik kontrolü yazı işleri ve haber müdürlerinin dikkatinden kaçmamalı. Ancak bu çok sınırlı bir alan. Çünkü televizyonlarda ve özellikle tüm ailenin birlikte izlediği dizilerde silahlı sahneler, silahların gizli reklamının yapılması, kahramanların silah ile adalet dağıtması gibi negatif unsurlar, özellikle gelişme çağındaki çocukları ve gençleri tehdit ediyor. ‘Okullarda şiddet’ diye bir rapor elime geçti. Bu raporda öğretmenlerin çoğu Kurtlar Vadisi dizisinin yayınlandığı günün ertesinde şiddet olaylarının arttığını tespit etmiş. Ben bunun ciddi bir araştırma konusu olduğunu düşünüyorum. Bilimsel sonuçlarla konuşmak gerekiyorsa, RTÜK üzerinden denetime gitmek gerekebilir. Şiddet, toplum sağlığını tehdit eden bir konu. Televizyonlarda şiddetin en uç noktası silahın olmadığı dizi ve silahsız kahraman bulmak çok güçleşti bugünlerde. Bu konunun RTÜK’ün öncelikleri sırasında yer alması gerektiğini düşünüyoruz. Nasıl ahlakımıza uygun olmayan dizilere uyarı yapılıyorsa, şiddetin katmerlendiği diziler için de aynı koşullar geçerli olmalı.

“Yurttaşının hayatına önem veren, halkı için çalışmayı hedefleyen her hükümet ‘silah kanunu’ çağrımıza kulak verir. Aksini düşünemiyorum bile.”

DENİZ VARGELOĞLU
Devamı Seninle Dergisi Kasım 2010 Sayısında...

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine