|
Tartışma
|
Belki de kötü kalpli cadı hakkında yanıldık
Değer yargılarımızı kim belirliyor? Onları biz kendimiz mi seçtik yoksa bize öğretildi mi? Örneğin Pamuk Prenses’in ‘kötü’ diye bildiğimiz üvey annesine bir kez bile kulak vermek gerektiğini düşünebildik mi?
Doğan Egmont’tan yayınlanan ‘Benim Hikayem’ isimli çocuk kitabı serisinin Pamuk Prenses hikayesi, çok bilinen bir algılamayı ters yüz ediyor. Bu algılama iyi olarak kollanan Pamuk Prenses ile kötü diye nesillerdir dışlanan kötü kalpli üvey anne üzerine. Yani iyilik ve kötülük etiketleri üzerine. Kitabın iki kapağı var ve ön kapakta Pamuk Prenses, çok iyi bildiğimiz kendi hikayesini anlatırken, kitabın arka bölümündeyse bu kez ‘kötü kalpli’ bildiğimiz üvey anne, kendi hikayesini anlatıyor… Aslında Pamuk Prenses’i ne kadar sevdiğini, yediğineiçtiğine- kılık kıyafetine dikkat etmeyen, aklı havada bir genç kız yetiştirmenin nasıl zor olduğunu, kocası öldükten sonra türlü entrikalarla dolu sarayda, tüm yükün üzerine kaldığını, büyü ve zehirli elma iftirasını onu sevmeyenlerin uydurduğunu, aslında tüm amacının doğru beslenen, kılık kıyafetine dikkat eden, zarif bir genç kız yetiştirmek olduğunu söylüyor... Bu kitabın ve yeni görüşün, iki asırdır Pamuk Prenses masalıyla büyümüş kitleleri (en azından çocukları) nasıl etkileyeceği, üvey anne kraliçenin kendini aklayıp aklayamayacağını bilemiyoruz ama ya böyle bir olasılık varsa… Ya kötü diye bellediğimiz her kişi ve her olay aslında kötü değilse… Ve öbür kutupta da iyi diye bellediklerimizin arkasında da başka bir hikaye varsa…Peki size göre de iyilik ve kötülük göreceli olabilir mi?
|
|
|
|
Tartışma
|
İnsanın başına gelinceye dek ertelemeye çalıştığı bir soru bu;“Beyin ölümü gerçekleşen kişi, sizin yakınınız olsa ne karar verirsiniz?” Mucizeler için beklemek mi yoksa kurtaracağı yaşamlar sayesinde yakınınızı başka hayatlarda yaşatmak mı? Bu ay içimizden birilerine bu soruyu sorduk.
Kısa bir zaman önce İstanbul’da yaşanan tramvay kazasının ardından beyin ölümü gerçekleşen Buket Bulut isimli genç kız için “'Bundan sonra hastamızın iyileşmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz'” diyen doktorun organ nakli konusunda başlattığı tartışmayı hatırlıyor musunuz? Bu açıklamanın ardından düzenlediği toplantıda, beyanatın aileyi ümitlendirmesine rağmen bir hata olduğunu söyleyen Gazi Üniversitesi Transplantasyon Merkezi Müdürü Doç. Dr. Aydın şu açıklamayı yapmıştı: ''Beyin ölümünün gerçekleşmesiyle Buket'i maalesef dün kaybettik, Buket artık tıbben ölüdür. Bunu ilgili uzmanlar tespit etti. ‘Bundan sonra hastamızın iyileşmesi için elimizden gelen çabayı göstereceğiz' açıklaması aileyi ümitlendirmiştir, ancak, böyle bir hasta için bu şekilde ümit verici konuşmak büyük hatadır. Beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın tekrar yaşama dönebileceğini söylemek büyük hatadır. Bu, ölen bir kişinin tekrar canlanmasını beklemek gibi bir şeydir. Bu tür açıklamalar hem bugüne kadar yakınlarının organlarını bağışlayan ailelerin hem de Buket'in ailesinin kafalarını karıştırır. Dün aileye 'Buket'i kaybettik, başınız sağ olsun' denmiştir. Buket tıbben ölmüştür. Bundan sonra ancak başka bedenlerde yaşayabilir... “ Ve bu açıklamanın ardından kısa bir süre sonra Buket hayatını kaybetti. Tartışmalardan geriye ise yakınlarının organlarını bağışlayan aileler için “acaba” soruları, organ bağışı bekleyenler için “ya bulunamazsa” kaygıları ve aynı olay kendi başlarına gelse ne yapacağı konusunda kafa karışıklığı yaşayan çoğunluk, aslında “hepimiz” kaldık… Bu sebeple, henüz olay tamamen gündemden düşmeden organ nakli konusunu hem tartışalım hem de işin doğrusunu uzmanlara soralım.
|
|
|
Tartışma
|
Amerika’da her beş boşanma dilekçesinden birinde Facebook kaynaklı nedenler ileri sürülüyormuş. Sitenin dünyadaki en fazla kullanıcısına sahip olan ülkemizde durum nasıl diye merak ettik. İşte cevaplar...
Sanal paylaşım siteleri arasında en çok kullanıcısı olan ‘Facebook’ hakkında geçtiğimiz günlerde yayınlanan bir haber ilginç bir gerçeği de su yüzüne çıkardı: “Amerika’da yapılan bir araştırmada, ülkede 2009 yılında hazırlanan her 5 boşanma dilekçesinden birinde Facebook kaynaklı nedenler göze çarpıyormuş. Uzmanlara göre, eşler birbirlerini Facebook'ta kaçamak yapmakla veya ‘Facebook'a dalıp birbirlerini unutmakla suçluyorlarmış.” 2004 yılında, henüz 19 yaşında iken öğrenci arkadaşları için bu siteyi yaratan Harvard öğrencisi Mark Zuckerberg’in, şüphesiz kurduğu sitenin yol açacağı sorunlar hakkında bir fikri yoktu. Ona kazandırdığı milyon dolarlar göz önüne alındığında bunu çok da önemser mi bilinmez ama sitenin, sanal ya da gerçek sadakatsizlik nedenleri arasında gösterilmesi ve boşanma dilekçelerine girmesi, iletişim kanallarımızın nasıl yön değiştirdiğine dair, araştırılması gerekli yeni bir sosyolojik gerçek olarak karşımızda. Konunun Türkiye ayağında henüz ortaya konmuş bir araştırma yok ancak en azından biz de bir nabız yoklayalım istedik.
|
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 / 2 |