|
|||
| Genetiği değiştirilmiş besinlere izin verilmeli mi? |
| Tartışma | |
Dünya nüfusu giderek artıyor, kaynakların tükenmesi, üretim yapılacak alanların kısırlaşması milyonlarca insanı doyurmuyor. Kısa sürede ve birkaç misli verim için yiyeceklerin genetiği değiştiriliyor, et için hayvanlar kopyalanıyor. 20 dünya ülkesi bunu yapıyor. Peki, Türkiye GDO’lu besinlere nasıl bakıyor?Son ayların en sıcak tartışma konusu şüphesiz ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ ya da kısaca GDO. Bilim dünyasında da çok tartışılan GDO’lu tohumların ülkeye girmesine zemin hazırlıyacağı düşünülen ‘Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı’, önümüzdeki dönemde TBMM’de görüşülecek. Sivil toplum kuruluşları, bu tür besinlerin insan sağlığıyla ilgili ciddi riskler taşıdığını savunuyor. ‘GDO’ya Hayır Platformu’ bu yasayla genleri değiştirilmiş tohumların ülkemize girmesi halinde karanlık bir gelecekle karşı karşıya kalacağımızı savunuyor. Tüm bunlar tartışılırken geçtiğimiz ay Lüksemburg’da toplanan AB üyesi ülkelerin tarım bakanları, “Klonlanmış hayvanın eti yenir mi?” tartışmasına son noktayı koyuyor; “Evet yenir. Bu yeni bir gıdadır” deniyor. Şartlı uzlaşmayla kabul edilen karara göre, tüketime sunulacak et, tüketici için zarar veya beslenme bozukluğu yaratmayacak nitelikte olacak. Saf gıda hayal mi olacak?Kendi türünden ya da türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalar ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizma’ ya da kısaca GDO olarak adlandırılıyor. GDO tanımından çok uzaklarda büyüyen şanslı orta yaştakilerin de çok iyi bildiği “mevsimi gelse de yesek” sözleri ise sadece anılarda kalacak gibi görünüyor. Yeni nesil hangi sebze ve meyvenin hangi mevsimde yetiştiğini bile bilmiyor. Mevsimli mevsimsiz yediği ürünlerin içinde bolca genetik değişikliği de beraberinde vücuduna sokuyor. Etkileri neler?Anavatanı Amerika olan GDO’lar bugün Şili’den Çin’e, Hindistan’dan Mısır’a, Bolivya’dan Brezilya’ya, Meksika’dan Avustralya’ya kadar 20 ülkede kullanılıyor. Tarımsal verimi artırmasının yanı sıra tarıma uygun olmayan alanlarda tarım yapılabilmesini sağlaması, tarım ilacı kullanılmasına ihtiyaç duymaması, gıdanın besleyiciliğini artırması, üretim verimliliğini de 10 katına çıkarması gibi avantajlarına rağmen, pek çok da dezavantajının olduğu söyleniyor. Öncelikli ve en vahimi bioçeşitliliği yok etme riski. Normal ve organik tarımı tehdit eden GDO’lu tarım, ne kadar uzak alanda olursa olsun rüzgar ve arılar yoluyla organik ürünlere de bulaşma riski bulunduruyor. Ayrıca GDO’lu tarım yapılan alanlardaki haşereleri yiyen kuşların türlerinin yok olma tehlikesi var. Yani canlı türleri açısından büyük tehdit oluşturuyor. GDO’lu ekinler, tozlaşma yoluyla aynı türden akrabalarının da genlerini değiştirebiliyor. GDO’lu besinlerin insanlarda alerjik reaksiyona neden olduğu, antibiyotik direncini zayıflattığı ve toksik etki yarattığı söyleniyor. Her ne kadar insanlar üzerindeki etkileri henüz bilimsel olarak kanıtlanmamış olsa da hayvanlar üzerinde yapılan testlerin sonuçları oldukça karamsar. İskoçya Rowett Enstitüsü’nda yapılan bir araştırmada genetiği değiştirilmiş patates ile beslenen farelerin tümünün iç organlarının küçüldüğü, sindirim sistemlerinde bozukluk görüldüğü, bağışıklık sisteminin çöktüğü görülmüş. Rusya Bilimler Akademisi’ndeki denemelerde de, GDO’lu soyayla beslenen farelerin yavruları, doğumdan yalnızca üç hafta sonra ölmüş. GÜZİDE YÜLEK HÜYÜK Devamı Seninle Dergisi Ağustos 2009 Sayısında...
|


Dünya nüfusu giderek artıyor, kaynakların tükenmesi, üretim yapılacak alanların kısırlaşması milyonlarca insanı doyurmuyor. Kısa sürede ve birkaç misli verim için yiyeceklerin genetiği değiştiriliyor, et için hayvanlar kopyalanıyor. 20 dünya ülkesi bunu yapıyor. Peki, Türkiye GDO’lu besinlere nasıl bakıyor?
Saf gıda hayal mi olacak?
Etkileri neler?



















