|
|||
| Diziler tabuları mı yıkıyor, ahlakı mı bozuyor? |
| Tartışma | |||
Diziler konuşulmaya devam ediyor. En gösterilmeyeni gösteren de, reyting yarışında bayrağı önde götürüyor. Bu cesaret yarışında “Kim, daha ne yapacak?” diye bekleyenler kadar, dikkat çağrısında bulunanlar da var...Dizilerdeki erotizm ve şiddet sahneleriyle ilgili Radyo Televizyon Kurulu’na sürekli şikayet yağıyor. Buna rağmen şikayet edilen dizilerin en çok izlenen diziler olması, hatta şiddet/erotizm dozu en yüksek sahnenin, internette en çok tıklanan görüntüler olması garip bir ikilemi de beraberinde getiriyor: Bu diziler bu kadar tepki alıyorsa, neden çok seyrediliyor? Aslında belki de bu tartışmalar çok daha önceden başlamıştı. Çeyrek asır önce de, yılbaşında TRT’ye çıkan dansözün elbisesinin ne kadar açık olup olamayacağı üzerineydi ekran ahlakı tartışmaları. Bugünse bir kesim ‘tecavüz normalize ediliyor’ derken, bazıları da hangi Fatmagül’ün daha iyi tecavüze uğradığını tartışıyor. Geçtiğimiz günlerde ilk kez ekrana getirilen eşcinsel sahnelerle ilgili olarak da yaşanıyor zıt düşünceler çarpışması. Bazıları tabuları yıktığı için olayı alkışlarken, bazıları da eşcinsel sahneleri, ahlak kalesine atılan son gol olarak yorumluyor. Dizilerin toplumsal ve ruhsal yaşama etkileri erotizmle kısıtlı değil üstelik. Kurtlar, mafya elemanları, dünün mağduruyken bugün intikam almak isteyen dizi kahramanları adeta şiddet kusuyorlar ekrandan... Aslında ne izliyoruz? Belki de kendimize sormamız lazım; “Her akşam televizyon karşısına geçip bu maceraları takip edenler olarak ‘Aslında bunların hepsi, bizi birkaç saatliğine günlük stresten uzaklaştıran kurmaca hikayeler’ diye mi bakıyoruz olaya, yoksa “Çağın getirdiği özgür yayıncılık gereği” diye mi? Yoksa en derin içgüdülerimiz gıdıklanıp, aynı zamanda manipüle edilip, uyutuluyor muyuz? Tabii konunun hassas bir noktası daha var: Beğenmek ya da eleştiri en kolayı ama ortada bazı yanlışlar olduğunu düşünüyorsak, sizce duyarlılığı kim gösterecek? İzleyiciler mi, yapımcılar mı yoksa devletin altın makası mı? Aslı Ataç Tüzün Yenibir İş Özel Müşteriler Yetkilisi“Tecavüz sahneleri özendiriciydi” Maalesef diziler bizleri çok fazla etkiliyor. Hem özendirici olduğunu hem de psikolojimizi bozduğunu düşünüyorum. Dizi karakterlerini hayatımızın bir parçası haline getirebiliyoruz. Onlar gibi yaşamak isteyip, onlar gibi davranıyoruz. Onlarla üzülüp, onlarla gülüyoruz. Son zamanlardaki eşcinsel sahneleri çocuklar ve gençler açısından doğru bulmuyorum. Tecavüz de, kadınların karşılaşabileceği ciddi bir suç. Tabii ki bu suç, herhangi bir programda, haberde işlenebilir ama özellikle son yayınlandığı şekliyle caydırıcı değil. Hatta özendirici bir şekilde verildi diyebilirim. İnsanlarımızın oldukça meraklı ve fazlaca hayalperest olduğunu düşünürsek, farklı programlarla bu özelliğimizi kullanmaya çalışabiliriz. Yapımcılar vizyonumuzu geliştirecek programlar üretilebilirse, tabu haline gelen katı kurallardan daha rahat sıyrılabileceğimizi düşünüyorum. UZMAN GÖRÜŞÜSinem Demir Klinik Psikolog Medical Park Fatih Hastanesi “Çocuk şiddeti sık görürse sünger gibi içine çeker” Dizilerin içeriğinde verdiği mesaj ayrı bir konu, doğrudan gösterdikleri cinsellik-şiddet görüntüleri ayrı bir konu. Örneğin; Ezel, Kurtlar Vadisi gibi dizilerde iki sorun var: 1- Doğrudan şiddetin gösterilmesi: Çocuklar (hatta yetişkinlerin önemli bir kısmı) şiddeti gördüğünde etkileniyor. Çocuğun, yanında bir yetişkin varken şiddet içerikli programları izlemesi ve yetişkinin ona 'bunun yanlış olduğunu' söylemesi, şiddetin olumsuz etkisini azaltabiliyor. Ancak bunun, saatler süren programlar için uygulanması imkansız. Ayrıca şiddetin yarattığı heyecan duygusu, bu dizilerde şiddeti uygulayan karakterlerin kahraman olarak sunulması gibi 'koşullanmalar' da kontrol edilemez. Bu şekilde baktığımızda, bir yetişkinin 'bu kötü' açıklamasının pek önemi kalmıyor. Çocuk, şiddeti açık açık ve sık görünce, sünger gibi içine çekiyor. 2- Dizilerde iyi ile kötü, doğru ile yanlış birbirine karışmış durumda: Esas kahramanlar yakışıklı, karizmatik. Aslında iyiler ama yanlış yöntemlerle hak arıyorlar. Son yıllarda tüm dünya öylesine geriledi ki, olumlu kavramlarla silahlar o kadar yan yana geldi ki, dizilerdeki şiddet, sadece dolmuş bir bardağa damlayan damlalar gibi... ‘Aşk-ı Memnu’ ve ‘Fatmagül'ün Suçu Ne’ dizilerine gelecek olursak, yukarıda yazdığım ikinci madde yok bu dizilerde. Yani 'yanlış'lar, yanlış olarak gösteriliyor; yanlış, 'doğru' ile eşleştirilmiyor. Diğer yandan, cinselliğin (ve tecavüz sahnesinin) uzun uzun, herkesin ulaşabileceği bir saatte ve ayrıca internette gösterilmesi de bir şiddet; çocuk ve ergenler için. Yine çocukların çoğu, ergenlerin birçoğu ve sapkınlık eğilimi olan yetişkinler, o tecavüz sahnelerini 'çok kötü bir şey' olarak hissetmediler. Bunları, 'çocukları fanusta saklayalım, asla bir şeyden etkilenmesinler' mantığı ile ele almamak gerek. Çocuklar kesinlikle faunusta tutulmamalı. Diğer yandan 'idealist amaçlar için çalışmak, hakkını doğru şekilde aramak, başkalarının yaralarına merhem olmayı dert edinmek, kendini insan olarak ileriye götürmek için olgunlaşmayı gaye edinmek' gibi olumlu değer yargılarının, yeterince reyting alamadığı için gündemde yer bulamadığı düşünülürse; bu diziler, kendi şiddet ve cinsellik damlalarını kontrollü bir hale getirerek duyarlılık gösterebilirler. Dürtülerin aşırı kontrolsüzlüğü ile aşırı bastırılması, bireyin ve toplumun ruh sağlığı için iki sağlıksız mekanizmadır. ÇİZİM: SHUTTERSTOCK / ANTONINAART AYLA TÜRKSOY Devamı Seninle Dergisi Kasım 2010 Sayısında...
|
|
|


Diziler konuşulmaya devam ediyor. En gösterilmeyeni gösteren de, reyting yarışında bayrağı önde götürüyor. Bu cesaret yarışında “Kim, daha ne yapacak?” diye bekleyenler kadar, dikkat çağrısında bulunanlar da var...
Aslı Ataç Tüzün Yenibir İş Özel Müşteriler Yetkilisi
UZMAN GÖRÜŞÜ



















