|
|||
| Yarının güçlü bireyleri |
| Çocuk | |||
Öğrenilmiş çaresizlik yaratıcı fikirlerin gelişmesini engelliyor, çocukları başarısızlığa itiyor. Başarılı ve özgüvenli çocuklar, yarının sağlıklı bireyleri için ise ailelere büyük görev düşüyor.Hepimiz çocuklarımızı en iyi şekilde yetiştirdiğimizi düşünüyoruz. Onları en iyi okullarda okutmaya, iyi bir gelecek kurmaya çalışıyoruz. Ancak bazen durumu abartıp çocuklarımızı yarış atı gibi görmeye başlıyoruz. Önce sürekli kendi arkadaşlarıyla karşılaştırıyoruz sonra kendi hayallerimizi onlara yüklüyoruz. Bu sırada da önlerine bolca kural koyuyoruz, acımasızca eleştirmekten geri kalmıyoruz. Özgüvenlerini yitirmeye başlayan çocuklar, en sonunda öğrenilmiş çaresizliği benimsiyor ve deneyip başarısız olmayı göze almaktansa hiç denememeyi tercih ediyor. Bir şeyler üretebileceklerine, başaramayacaklarına inanarak cesaretlerini, yaratıcılıklarını kaybediyorlar. Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy’a öğrenilmiş çaresizliği sorduk ve bu durumun çocukları başarısızlığa nasıl ittiği konusunda kendisinden önemli bilgiler aldık. Laboratuvar çalışmalarıyla ortaya çıktı Öğrenilmiş çaresizlik, bir canlının defalarca denemesine rağmen istediği sonucu alamaması ve denemeye devam etse bile başarısız olacağı beklentisine kapılmasıyla birlikte cesaretini kaybedip denemekten vazgeçmesi haline verilen isim. Öğrenilmiş çaresizlik kavramı ilk kez 1967’de Seligman ve Maier’ın laboratuvar ortamında yaptıkları hayvan çalışmaları sonucunda geliştirilmiş. Bir öğrenme ve davranış şekli olan bu kuram, organizmanın ne yaparsa yapsın içinde bulunduğu durumun değiştirilemeyeceğini öğrenmesiyle geliştirdiği bir tutumu ortaya koyuyor. Bu deneylerden sonra insanlar üzerinde de yapılan çalışmalarda durumun değişmediği, insanların da denemekten vazgeçtiği, çaresizliği öğrenerek hiçbir şeyi yapmadıkları keşfedilmiş. Tohumları bebeklikte atılıyor Öğrenilmiş çaresizliğin temelleri bebeklikte atılıyor. Yani bebeklikten itibaren çok sıkı kurallarla büyüyen ve sürekli eleştirel yaklaşımlarla egosu bastırılmış çocuklarda daha çok rastlanıyor. Oysa insan, bebeklikten itibaren gözlemleyerek ve deneyerek hayatı öğrenir. Çünkü öğrenmenin ilk kuralı budur. Ancak yeni şeyleri denemeyi reddeden çocuk içine kapanıyor, kendine güvenini kaybediyor. Aslında bu durum çocuklardan değil, bizlerden yani ailelerden kaynaklanıyor. Çocuklarımıza eleştirel bir tavır sergileyerek ya da onların deneyerek öğrenmelerine ket vurarak bu durumu iyice pekiştiriyoruz. Yargılamayın... Onlara öğrenilmiş çaresizliği yaşatmamak için bizlere büyük görev düşüyor. Öncelikle onların hayatı deneyerek öğrenebilmeleri için güvenli ortam hazırlamalı ve onları yargılamamalıyız. “Daha kırk fırın ekmek yemen lazım” gibi günlük hayatta kullandığımız kalıplaşmış cümleler, hayatı deneye yanıla öğrenecek olan çocuklarımızın daha adım atmadan kendilerine olan güvenlerini sarsar. Denemekten vazgeçen çocuklar, öğrenme şanslarını yitirdikleri için kendilerinden beklenilen performansı sergileyemez. Yeni şeyleri denemekten vazgeçerler. Sorumlu olan biziz Aileden sonra en önemli olan okullarda da ne yazık ki iyi bir eğitim ve öğretim hayatı yürütülmüyor. Örneğin; ilkokula başladığımızda birçoğumuz öğretmenimizin sorduğu soruya yanlış cevap verdiğimiz için acımasızca eleştirilmemiş miydik? Bu yüzden bazılarımız doğru yanıtı biliyor olsak bile söz almaya korkar hale gelmiştik. Şimdi aynı şeyi farkında olmadan çocuklarımıza yapıyoruz. Onları hayata hazırlayalım, kötü şeylerle karşılaşmasınlar diye hayatı deneyerek öğrenmelerine karşı çıkıyoruz ya da yaptıkları her hatada acımasızca eleştiriyoruz. Bunun sonucunda da özgüveni düşük, başarısız çocuklar yetiştiriyoruz. Bırakın, hayal kursunlar Üniversite sınavına hazırlanan gençler için de aynı şey söz konusu. Deneme sınavlarında kendilerinden bekleneni ortaya koyamadıkları için eleştirilen, sınavlara hazırlandıkları sırada yüreklendirilmeyen gençler, başarısız olacakları kaygısızla sınavlara girmekten korkuyor. Artık öğrenilmiş çaresizlik tutumunu içselleştirip yetişkin oldukları zaman tüm iş yaşamları boyunca hep düşük performans sergilemek zorunda kalıyorlar. Unutmamak gerekiyor ki, hayal kurmak yaratıcılığın lokomotifidir. Öğrenilmiş çaresizlikle yetiştirdiğimiz çocuklarımız, yaratıcılıklarını ortaya koyamazlar ve kendilerinden, hayattan korkar hale gelip özgüvenlerini yitirirler. Başarılı olmak ise hayal kurulamayacak kadar uzak kalır. Hayattan elini ayağını çekmesinAcıbadem Fulya Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Aylin Aksoy Dünyaya gelen bebeğin yaşamı deneyimleyerek öğrendiğini unutmamak gerekir. Öğrenmenin doğal bir parçası da denemektir. Çocukluktan itibaren anne babaların yapması gereken çocuklarının yeni şeyleri deneyimleyebilmelerini sağlayacak güvenli ortamları sağlamaktır. Her çocuğun bir potansiyeli vardır ve bu potansiyeli ortaya koyarken doğru yönlendirmeye ihtiyacı bulunur. Doğru yönlendirmede bulunurken anne ve babalara önemli işler düşüyor. Çocuğu eleştirmek yerine anlayışlı tutum sergilemek hem çocuk ile olan iletişimi hem de çocuğun öz güvenini güçlendirir. Farkında olmadan yapılan engellemeler çocuğun denemesinin önündeki engellerdir ve bu engeller büyüdükçe aşılamaz hale gelir. “Dur sen elleme, ben kapıyı açarım. Sakın bana haber vermeden şuna dokunma. Söyle ne istiyorsan ben vereyim ama sen elleme. Sen akıllanmayacaksın” gibi masum olduğunu düşündüğümüz bu sözler tüm yaşamı boyunca oluşabilecek depresyonun ilk adımlarının atılmasına neden olur. Öğrenilmiş çaresizlik klinik depresyonun ortaya çıkmasına sebebiyet verir. Denemekten vazgeçen kişi boş verir, hiçbir şey yapmaz. Karamsarlığa kapılır ve hayattan elini eteğini çeker. DENİZ VARGELOĞLU Seninle Dergiai Haziran 2011 Sayısı
|
|
|


Öğrenilmiş çaresizlik yaratıcı fikirlerin gelişmesini engelliyor, çocukları başarısızlığa itiyor. Başarılı ve özgüvenli çocuklar, yarının sağlıklı bireyleri için ise ailelere büyük görev düşüyor.
Hayattan elini ayağını çekmesin



















