Yazdır
En mutlu, en özgün dünya: Çocukların Oda’sı
Mansur Beyazyürek

nisan-2012-mansur-beyaz-yurek-resim-1 Hafta sonunda 3.5 yaşındaki ikizlerim Elif ve Mansur’un dünyasına dalar, stresten arınırım. Emma Donoghue’un ünlü yapıtı ‘Oda’daki gibi onların ‘Oda’sına kapanırım. Onların o çocuk dünyaları beni o kadar zenginleştiriyor ki…

Bütün gün mesleğimle ilgili koşturmacıların yanında, ülkede ve dünyada insanla ilgili her türlü olumsuz olay, beni akşama kadar epey yorar, yıpratır. Eve geldiğimde uykularına kadar geçen kısacık zamanda bile onlarla olmak, onların dünyasında yaşamak yorgunluğumu alır, kaygılarımı giderir. Özellikle hafta sonu çalışmadığım iki gün uykuları dışında hemen her an onlarla beraber olurum. Onların dünyasını yaşarım. Emma Donoghue’un ünlü yapıtı ‘Oda’daki gibi onların ‘Oda’sına kapanırım. 3,5 yaşındaki ikizlerim Elif ve Mansur’un çocuk dünyaları beni o kadar zenginleştirir ki… Onlarla beraber yemek yer, eğlenir, gezerim. Onların kahramanları benim de kahramanlarım olurlar. Süpermen, Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel, Hansel ve Gretel, Sinderella, Güzel ve Çirkin, Peter Pan, Miki Mouse, Keloğlan ve daha birçok çocukluk kahramanımla yeniden tanışırım. Bu arada Şrek ve Fiona, Pepe, Dora, Caillou gibi yeni kahramanlarım da oldu. Neşeli Ayak 1 ve 2, Nemo, Arabalar 1-2 Mozart’ın hayatını konu alan ‘Amadeus’ filmi en sık seyrettiğimiz filmler.


Ulu önder, çocuklara verdiği önemi bir bayram armağan ederek gösterdi. Siyasiler o gün bir günlüğüne de olsa çocuklarla eğlenseler ne gerçekçi bir 23 Nisan olurdu.

prof-dr-mansur-beyazyurekÇOCUKLARIN SAFLIĞI HAYATA DEĞER KATIYOR
Geceleri yıldızlar göründüğünde Küçük Prens gökyüzünden bize gülümser hep. Onlarla beraber uğraş yaparken, resimler çizerken, çizdiklerini dinlerken o çocuk dünyalarının saflığı, dürüstlüğü güzelliği hayatın hep yaşanmaya değer olduğunu düşündürür bana. Pazartesi sabahı onlarla oluşturduğum Oda’dan çıkıp dış dünyaya girdiğimde, gazete ve TV’lerdeki haberleri izlediğimde içim kararmaya başlar, kendimi mutsuz, kıstırılmış, çaresiz hissederim. Özellikle çevreye, doğaya yapılan haksızlıklar, kirlilikler çocuklar adına yaptığımız en büyük kötülük gibi geliyor bana. Yaşlarını gereği gibi yaşamayan, suça teşvik edilen, istismara uğrayan çocukları düşünüyorum, korkuyorum. Çocuklara eğitim adı altında verilmeye çalışılan yarışma ortamlarının onları gerçek sevgi ve ilgiden uzaklaştırdığını da düşünüyorum. Onların çocukluk dünyalarını paylaşmanın onlarla o dünyayı birlikte aynı keyifle yaşamanın çocuklara verilebilecek en gerçek eğitim olduğunu kaç anne baba biliyor acaba? Biliyorum teknoloji, TV, bilgisayar çocukları bizden uzaklaştırıyor diyen birçok kişi olacak. Peki bunları onları bizden uzaklaşmalarına izin vermeyecek şekilde birlikte kullanamaz mıyız?

BİR GÜNLÜĞÜNE ÇOCUK OLABİLSELER
Ulu önder, çocuklara verdiği önemi onlara 23 Nisan’ı armağan ederek gösterdi. Tüm dünyada ilk ve tek olan Çocuk Bayramı bizim ülkemizde uluslararası şenliklerle kutlanıyor. Bildiğiniz gibi 23 Nisan’larda bazı çocuklar Bakan, Vali, Cumhurbaşkanı olurlar. O çocukları ve ailelerini, belki de çevrelerindekiler dışında kimseyi mutlu etmeyen bu tabloları tersine çevirerek yaşarsak 23 Nisan’ı, Çocuk Bayramı’nı aslında gerçekten o zaman yaşarız gibi geliyor bana. 23 Nisan’da siyasiler, bakanlar, Başbakan, Cumhurbaşkanı gibi sorumluluk sahibi yetkililer yani bizi yönetenler 1 günlük çocukluk yaşasalar, çocuk parklarında çocuklarla eğlenseler, onlarla beraber yarışmalar yapsalar, bir çocuk tiyatrosunda Cumhurbaşkanı’nın bir replik rolü olsa; böyle durumlar yaşansa ne mutlu, ne gerçekçi bir 23 Nisan olurdu aslında. Çocuklar nasıl olsa bir gün büyüyecek o mevkilere gelecekler ama çocukluklarını kaybetmiş büyükler hiç değilse bir gün onu bulsalar ne kadar mutlu olurlar, değil mi? İşlerinin başına döndüklerinde eminim daha sağlıklı kararlar verirler. Doğayı, hayvanları korumayı, insan için, gelecek için, çocuklar için doğru şeyler yapmayı daha çok düşünürler gibi geliyor bana. 23 Nisan’ın değerinin o zaman daha iyi anlaşılacağından eminim. Ben teklif ediyorum, hadi bizi yönetenler, bir gün çocukların ‘Oda’sına girin ne olur. Ne olur çocuklarınız, çocuklarımız, geleceğimiz için. Not: ‘Oda’ Emma Doghue’nun 2010 yılında Doğan Kitap’tan çıkan bir kitabı.

nisan-2012-mansur-beyaz-yurek-resim-2Soru: Eşim iflas ettikten sonra içkiye başladı. Çoğu zaman eve geç geliyor ve evde gerginlik yaratıyor. Yeni işini aksatıyor ve sürekli sinirli. Tedavinin ise adını bile duymak istemiyor, durumunu kabullenmiyor. Ne yapabilirim? Seyhan İzgi, (34), İstanbul
Cevap: Her bağımlılık davranışının altında genellikle depresif bir ruh halinin olduğunu görürüz. Herhangi bir maddenin kullanımı (alkol, sigara, esrar vb.) kullanan kişinin sosyal, psikolojik, biyolojik yapısını olumsuz etkilediği halde kullanımı devam ederse, bağımlılık söz konusudur, mutlaka müdahale gerekir. Bağımlılar genellikle durumlarını inkar ederler, bizim dibe vurma dediğimiz tablo oluşuncaya kadar yardım istemezler. Eşiniz, içinde bulunduğu ruh halinden kurtulmak için alkole başvuruyor ve bu da ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Sizin veya sözünü dinleyeceği bir yakınınızın telkiniyle bir an önce tedavisi için kliniğe başvurmanızı öneririm. Balıklı Rum Hastanesi, AMATEM yardımcı olabilir.

Soru: Bebeğim 12 aylık olmasına rağmen adını söylediğimizde bakmıyor ve sanki iç dünyasında yaşıyor gibi dalgın. İlk bebeğimde böyle bir sorun yaşamamıştım. Bebeğimin tepkisiz hali beni endişelendiriyor. Bu durum bir sorunun, otizmim belirtisi olabilir mi? Gülcan Bekta (38), Gaziantep
Cevap: Otizm tanısı genellikle ilk altı ay içinde konur. 12 aylık bebeğinizde bahsettiğiniz belirtiler için hiç vakit kaybetmeden çocuk psikiyatrisi bölümü bulunan Gaziantep Üniversitesi’ne başvurabilirsiniz.

ÇİZİM: THINKSTOCK / ISTOCKPHOTO
PROF. DR. MANSUR BEYAZYÜREK


Seninle Dergisi Nisan 2012 Sayısı

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine