|
Mansur Beyazyürek
|
| 
Ne demek Kadınlar Günü? Dünya kadınlarının erkekler karşısında uğradıkları haksızlıkların konuşulduğu, tartışıldığı gün... Kadınlar mutsuzsa, haksızlığa uğruyorlarsa, erkekler mutlu olabilir mi? Dünyamızın ve özellikle ülkemizin yaşadığı sıkıntıların altında yatan en temel gerçek, erkek egemen toplum olmak.
Bana dünyanın en mutlu insanlardan biri olmamı yaşatan eşim, işimi zevkle ve başarıyla yapmamı sağlayan mesai arkadaşlarımın birçoğu, yaşamın estetiğini sunarak hayatı daha bir keyifli yaşatan birçok sanatçı, ilerde büyüyüp kocaman biri olacak minnacık kızım Elif Zeynep, elinizde tuttuğunuz derginin oluşmasında katkısı olan bayan arkadaşlarım ve böyle saymakla bitiremeyeceğim hayatımın olmazsa olmazlarının günü; 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.
Düşünün, toplumun yarısını oluşturan kadınlar, hemen hemen hiçbir konuda erkeklerle eşit haklara, imkanlara sahip değiller. Bütün bunların yanında şiddet görüyorlar, acı çekiyorlar, öldürülüyorlar... Bunlara karşı oluşturulan kampanyalar, kadın dernekleri bir türlü erkek egemen toplumun kurallarını, düşüncelerini kıramıyor.
Dizilerdeki masum denebilecek sahneler, konular günlerce medyada malzeme yapılırken, konuşmadığımız, yüzleşemediğimiz sorunlar hasıraltı ediliyor veya öylesine haber diye geçiştiriliyor. Aşağıda yazacağım başlıklar üzerine yeterince konuşup, tartışıp, etkili çareler üretemezsek sağlıklı bir toplumdan bahsetmemiz Kaf Dağı'nın ardında kalacaktır.
|
|
|
|
Mansur Beyazyürek
|
Sevgi, aşk, seks, cinsellik üzerine yazılar yazılır, sözler söylenirken kesin ifadeler ve genelleştirmelerden kaçınılmalıdır. Özellikle konu ile profesyonel olarak ilgilenenlerin daha dikkatli olmaları gerekir.
Ülkemizde tirajı çok yüksek olan bir gazetede, birkaç ay önce yayınlanan bir röportajda uzman konumundaki birinin aşk üzerine kesin ifadelerle yaklaşmasını garipsedim. Aşk ve sevgi üzerine önceki yazılarımda olduğu gibi bu ayki yazımda da okuduklarım, öğrendiklerim, gözlemlediklerim doğrultusunda görüşlerimi yazdığımı belirtmek isterim. Biyolojik, sosyal, psikolojik, kültürel ve başka birçok etkileşimi olan aşk ve sevgi konuları üzerine kesin çizgilerle konuşmak dikkat ve sorumluluk ister; insanın o kendine özel olan oluşumu unutmadan...
Bir erkek danışanım, aşık olduğu kişiye karşı cinsel bir arzu duyamadığını, ama onu deliler gibi sevdiğini, onsuz olamayacağını ifade ediyordu. Üniversite yıllarımda, özellikle Anadolu'dan gelen erkeklerin karşı cinsten birine karşı hissettikleri duyguyu ifade ederken “Beni yanlış anlama” diye başladıklarına sıklıkla şahit olmuşumdur. Buradaki “Beni yanlış anlama”nın altında yatan mesaj, “Sana karşı cinsellik hissetmiyorum”dur.
|
|
|
Mansur Beyazyürek
|
| Neden eşimi eskisi gibi arzulamıyorum? Hemen her gün daha çok erkek ve kadın danışanlarım aynı şeyi söylüyor ''Eşimi eskisi gibi arzulamıyorum, cinselliği yaşamak istemiyorum.'' Bu konu özellikle son aylarda basında sıkça yer aldı. Eşler arasında hep aynı şekilde arzunun olabileceği vurgulanınca acaba sorun benden mi kaynaklanıyor diyen danışanlarımla paylaştıklarımı bir ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı olarak ''Seninle'' okurlarına aktarmak istedim. İsterseniz önce bir fıkrayla başlayayım: Yaşı ellinin üzerindeki bir adam psikiyatra gider, yaşıtlarının günde 5-6 defa cinsel ilişki yaşadıkları halde kendisinin ancak haftada 1-2 defa yaşayabildiğini söyler. Psikiyatr da ona ''Sen de günde 5-6 defa cinsel ilişkide bulunabildiğini söyleyebilirsin, bunda hiçbir sakınca yok'' der. Zamanla eşe karşı arzunun azalması veya bitmesinde neler etkili? Çalışma hayatı, günlük uğraşların artması, çocuklar, içinde bulunulan fiziksel şartlar, yorgunluk genellikle ortaya konan bahanelerdir. Ve bütün bunlar sorunun esas nedeninden uzaklaşmayı sağlamaktadır. İlk başlarda eşe odaklanan düşünce ve davranışlar çaba sarf etmeden cinsel arzu uyandırırken, zamanla cinselliğin konuşulmaması veya yanlış konuşulması en çok gözlemlediğim isteksizliği doğuran nedendir. Cinsel istek en önemli iç güdülerimizden biridir.
|
|
|
|
|
|
|
|
Sayfa 1 / 2 |