Yazdır e-Posta
Aşk sadece çocuğa ve tanrıya hissedilir
Röportaj
temmuz-2011-roportaj-resim-1Aromaterapist Ayşe Tolga ile oyunculuk, terapi dünyası, çocuğu, eşi, hayatı ve kadın hakları için verdiği mücadeleyi konuştuk. Tolga, eşini seviyor ama aşkı sadece çocuğuna ve Tanrıya duyduğunu söylüyor.

Bir zamanlar televizyon ekranlarında bolca gördüğümüz, artık sanat dünyasından çok uzakta bir isim Ayşe Tolga… O arınmış, kendisi gibi arınmayı isteyenlerle birlikte bir hayat kurmuş. Aisha adını verdiği doğal bir dünyada yaşıyor; sanat camiasından uzakta, annelerden oluşan bir çevresi var. İç hesaplaşmasının büyük bir bölümünü yapmış, amacı insanlara huzur ve mutluluk vermek. Her sabah uyandığında bunun için dua ediyor. Daha pek çok değişiklik var onun yaşamında. Bu röportajımız da onu anlatıyor.

Çocukluğunuzu hatırladığınızda burnunuza hangi kokular geliyor?
Topluma ait hissetmeyen, her zaman sorgulayan, çok da fazla arkadaşı olmayan, kediler, köpekler ve ağaçlarla arkadaşlık eden bir çocuktum ben. İki yaşından itibaren de elimde boya kalemleri vardı. Derdimi anlatmak için resim yapardım. Utangaç ama zeki ve algıları açık, hümanist bir çocuktum. Çocuklardaki vahşeti sevmediğim için çocuk arkadaşım olmadı. Çocukluğumun kokusu deyince aklıma TipiTip sakızının, Uludağ gazozunun kokusu geliyor. Arka bahçedeki menekşelerin ve akşam sefasının kokusunu anımsıyorum. Ben Acıbadem’de büyüdüm. Yazın akşam sefaları o zaman çok güzel kokardı, şimdi kokmuyor.

Ya kızınız... Onun kokusu size neleri anımsatıyor?
Hep derler ya bebek kokusu çok güzel diye, aslında bana göre -belki de kokuyla ilgilendiğim içindir- bebekler öyle çok güzel kokmuyorlar. Mantarımsı, daha farklı kokuyorlar. Ben bir parfüm burnuyum. Bende bir sorun mu var bilmiyorum ama şimdilerde daha iyi kokmaya başladı; sanki sade bir lokumu hatırlatıyor, güzel balonlu sakızları, ama kesinlikle yasemin çiçeği gibi kokuyor. Uykudan uyandığında da karpuz gibi kokuyor. Hatta onu yasemin çiçeği diye seviyoruz. O kadar güzeller ki, şiir yazabilirsiniz çocuklarınız için. Gerçek aşk onlar çünkü.

Onun için yazdığınız birşeyler var mı?
Olmaz mı… Ben 2005’ten beri bir blog yazarıyım. Bir sürü insana doğurduklarında blog hediye ettim. Kendi çocuğuma yapamadım. O bir enerji, istek herhalde. Bir sürü defter, günlük aldım. Hamileliğim sırasında, doğduğundan itibaren bir yaşına kadar her şeyi yazdım. Ama arşivci değilim, kızım Can Yeale ile birlikte yaşamayı tercih ediyorum. Birebir onunla kaliteli vakit geçirerek, kendimi fark ederek yaşamaya karar verdim. O yüzden ardık yazmıyorum. Can Yeale, sonbaharda güneşin batışında bir İzmir akşamüstü gibi geliyor bize. Hafif sert… Mizacı da öyle.

Oyunculuk kariyerinize birden nokta koydunuz. Neden?
Aslında birden değil yavaş yavaş bıraktım. Gelen bir sürü teklifi reddediyordum. Eylem planı da öyle değildi. Açıkçası ben yönetmen asistanlığı da yaptım, sanat yönetmenliği de... Kamera arkasını da çok seviyorum, setlerde olmayı da. Ancak bazı düzensizlikler yüzünden olmuyor. Bir rol için el sıkışıyorsunuz, çekim tarihi alıyorsunuz. Bu yüzden gelen işleri reddediyorsunuz. Ondan sonra öğreniyorsunuz ki, başkasıyla anlaşmışlar. Sizi arayıp bilgilendirme nezaketini bile göstermiyorlar. Bu konuda eşim beni uyardı. İş dünyasında böyle şeyin olmadığını söyledi. Ayrıca Türkiye’de hak ettiği yerde olmayan çok fazla oyuncu var, bir de o kadar oyuncu var ki hak etmediği yerlerdeler. Onları da görüyorum. Bir de bunlar beni sıktı artık, ben kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilim. Yanlış ülkede bulunuyorum dedim. George Clooney çok güzel bir laf etmişti; “Oscar kazandıktan sonra telefonlarının deli gibi çalmasını bekleme”. Oyunculuk böyle bir şey, hiçbir şey beklememeniz lazım, egonuzu sıfıra indirmelisiniz. Çok güzel performans gösterdim, hayallerim gerçek olacak, yok öyle bir şey. Türkiye’de bu işi yapan insanlarda zaten o var, görüyorum. Çoğu da ruh olarak bitmiş. Ben bunu istemedim. Şimdi bakıyorum, galalarda, ufak tefek işlerde, karşılaştığımda insanlardan o kadar millerce farklıyım ki, binlerce kere şükür diyorum. Geçenlerde havalimanında karşılaştım biriyle. O zaman arındığımın iyice farkına vardım. Kimse bana kendimi kötü hissettirmiyor. Bizim camianın farklı bir aurası var. Şifacıların birbiriyle derdi olmaz, kollektif bir işbirliği içindedirler. Biz birbirimize daha iyi nasıl davranabilirizin derdindeyiz.

temmuz-2011-roportaj-resim-2Biri renkli bir dünya diğeri tamamen doğal. İkisi birbirinden çok ayrışıyor. Sizi bu alana yönelten neydi?
Aslında dünyada da bu böyle. Oyuncusundan, modeline kadar. Ben hayatımda hiç 09.00- 17.00 bir işte çalışmadım, çalışamam da. Yapı itibariyle hep sanatçıydım. O ruha sahiptim. Resimle ifade ettim, Güzel Sanatlar’a girdim. Çok iyi dans ederim, iyi müzik yaparım. Paket olarak öyleyim. Çok mutluyum ve şanslıyım. Kariyerimde iyi yerlere geldim. Sıradan insanların yaşamadığı şeyleri yaşadım. Güzel bir birikim yaptım. Şimdi hayata farklı bir perspektiften bakıyorum. Arkama dönüp baktığımda hiçbir pişmanlığım yok. Sonuna kadar en güzel, en gösterişli, şaşaalı şekliyle yaşadım. O yüzden geçmişi bitirdim. İstesem tekrar orada olmak zor bir şey değil. Şu anda da tam doğal bir hayat sürmüyorum. Güzel bir sosyal çevrem, arkadaşlarım, gece hayatım var. Ama insan olarak daha rahatım. Bir kaçış değildi benimki. İş kadınıyım ben, ticarete soyundum. Bu tarafı daha önemli. Sanatçı tarafımdan daha çok mental, analitik düzeye kaymamla ilgili bu.

Kişisel gelişim eğitimleri de almışsınız. Bu eğitimlerde kendinizde nelerin eksik olduğunu gördünüz?
Bence herkesin ara ara ihtiyacı var. Farkındalık seviyesini yükseltmek gerek. Ben bu işe kendimi tanımak ve karanlık noktalarımı görmek için girdim. Çok cesurdum bu noktada. Ama ilk gençlik çağlarında değilmişim, farkındalığım çok düşükmüş. Şimdi daha farklı. Kim olduğumu bulduğum zaman daha huzurlu olacağımı bildiğim için kişisel gelişim çalışmalarına katıldım. Şimdilerde de kendimizi atlıyor olabiliriz. Çünkü hepimiz bilinçaltı seviyelerine tamamen arkaya atan ama öyle davranan varlıklarız. Yüzde 1’i bilinçli, yüzde 99’u bilinçaltı yaşıyoruz. Karanlık noktalarıma fenerle ışık tuttuğumda daha iyi hissettim, devam ediyorum. Bu bitmeyen bir serüven. Uzun zamandır roman okumadığımı fark ettim. Hep kişisel gelişim kitapları okuyorum artık. Öğrenmeyi seviyorum. Kendimi ebedi öğrenci olarak görüyorum.

Karanlık noktalarda ne ile yüzleştiniz?
Korkutan bir şey çıkmadı. Herkesten farklı büyüdüğümü düşünüyorum. Biraz zor bir çocukluk geçirdim. Problemli bir ailede büyüdüm. Özellikle babamla diyaloğumda... Onların açtığı yaraları sarmakla meşgul oluyorsunuz. İlk gençlik döneminde zaten ebeveynlerini suçlayarak başlıyorsunuz hikayeye, sonra onların sizi seçtiğini, suçlanacak bir şey olmadığını, onların da insan olarak ellerinden gelenin en iyisini yaptığını görüyorsunuz. Bir affetme süreci başlıyor. Kendinizi yine kendinizle kavga ederken buluyorsunuz. Sonra insanların gözünün üzerinde kaşı olmasına takıyorsunuz. Aslında tüm bunlar sizin kendinizde kabul edemediğiniz şeyler. Bunları fark etmek asıl olan. Hayata dair Ayşe nasıl davranıyor, hayat Ayşe’ye nasıl davranıyor sorusunun cevabını kolaylaştırdı. Kendimle ilgili korktuğum bir şey yoktu, bildiklerim vardı. Biraz daha fark ediyorsunuz bazı şeyleri. Karanlık taraflarımı biraz daha aydınlattım ama yolum daha çok uzun. Sonuçta ben iyi bir insan olmak istiyorum. Her sabah; benim yüzümden kimse kırılmasın, dünyaya çok az yük vereyim, diye dua ederek güne başlıyorum. Ama şu anki hayat tarzımla dünyaya en az yük olabilmek durumuna gelemediğimi biliyorum.

temmuz-2011-roportaj-resim-3Bu yolculuğunuz nasıl başladı?
Kitaplar sayesinde. “Bir kitap okudum, hayatım değişti” demiş ya Orhan Pamuk, öyle oldu benimki de… Kitap insanı seçiyor zaten. Belki herkesin bir kitabı olması lazım. Sonra kendinize bakmaya, sorgulamaya, fark etmeye başlıyorsunuz. Bunu trend olarak algılamak üzücü. Parasal güçle alakalı değil. Benim tavsiyem, yaşadığımız topraklar bunun en güzel yeri. Rumi’nin, Mevlana’nın kitaplarını okusun herkes. En güzel yol tasavvufta diye düşünüyorum. Bana da kitabımı Betül Arım vermişti. 1998 senesiydi, babamı kanserden kaybetmiştim. Dört yıl kanserle uğraştı, beşinci seneyi çıkarsaydı kurtulacaktı ama o gitmeye karar vermişti sanki, öyle hissettim. Bir insan kendi zihniyle herşeyi yapabilir. Herşey fiziksel boyutta değil. Algılayamadığımız şeyler var diye düşündüm o zaman keşfettim.

Ayşe Tolga, “Oyunculuk kariyerimde çok iyi yere geldim, mutlu oldum ve bıraktım” diyor.

İç sesiniz hayatla ilgili size neler söylüyor?
Bu aralar hamilelik sonrası hormonlarına takılmayacak olursanız daha iyi. Postnatal depresyon denen durum bütün anneleri vesveseye, kaygıya yönlendiriyor. Garip senaryolar kuruyorum. Destek aldığım Emziren Anneler diye bir grup var. Bilgi birikimlerini, duygularını, düşüncelerini paylaşıyor gruptakiler. Orada rahatladım. Yalnız olmadığımı, daha farklı senaryolar olduğunu gördüm. Anneliğin koruma içgüdüsüyle kötü senaryolar düşünüyorsunuz. Sonra kendi kendime “sen psikopat değilsin, çocuğuna yardımcı olmak istiyorsun” dedim, rahatladım. Biz de bu dünyada geçiciyiz, anı yaşamak o yüzden çok önemli.

Ailenizde şifacı ya da bitkilerle ilgilenen birileri var mıydı?
Yok ama babaannem bitkilere çok meraklıydı. Ben aromaterapistim. Yoğun bir empati yeteneğim var. İnsanlar bana söylemeden çoğu şeylerini bilirim, öngörülüyümdür. Ama onu bir de öbür tarafla bağdaşlaştırıyoruz. Bu yetenek herkeste vardır ama eğitimlerle ortaya çıkarılması gerekir.

Eşinizle nasıl tanıştınız?
Ortak bir arkadaşımızın vasıtasıyla oldu, 5 sene beraberdik. Birlikte yaşadık ve 2008’de evlendik.

Aşk hala var mı?
Bence aşk bir süre sonra boyut değiştiriyor. Eşimi hala beğeniyorum, çok çekici buluyorum, hoş bir erkek, bana yakışan bir insan. Bebekle daha farklı bir boyuta geçiyorsunuz. Aşk bence insanın bir tek çocuğuna, Tanrı’ya ve kendine karşı duyabileceği bir duygu. Eşime gerçekten aşık oldum. Hormonal bir seviyede ama onun belli bir zamanı var. Ondan sonra o aşk eğer sevgiye dönüşüyorsa dönüşüyor. Çok iyi dostunuzsa, yaşlanmak istiyorsanız hayat eşinizle ona kayıyor, kaymıyorsa bitiyor. O da zaten dünyevi bir şey, tensel bir şey. Tanrının huzurunda hissettiğiniz, kalbinizin erimesi hissi o sadece çocuğunuzla olur diye düşünüyorum.

temmuz-2011-roportaj-resim-4İnsanlara hangi durumlar için hangi kokuları önerirsiniz?
Çok farklı. Aromaterapide kullandığımız çok değişik, kişinin durumuna göre değişiyor. Çin tıbbı üzerinden eğitim aldığımız için insanları elementsel olarak değerlendiriyoruz. Kabaca örnek vereyim; toprak, su, ateş elementi gibi. Ateş elementine ait bir kişinin matem duygusuyla, toprak grubuna ait bir kişinin matemini gidermek için kullanacağınız yağlar, kokular farklı. Genel olarak lavanta herkese en kolay verebileceğiniz yağdır. Lavanta, zihinsel, ruhsal, fiziksel anlamda rahatlatıcıdır. Ciltteki kızarık, yanık, sivilce, yara gibi sıcak yangılı şeyleri soğutur, rahatlatır. Aynı zamanda zihinsel kızgınlığı, agresyon kızgınlığını, öfkeyi soğutur, rahatlatır. Kolay uykuya dalmayı sağlar. Papatya keza aynı şekilde soğutucu bir yağdır. Egzema, seboroit, sivilce yangılı, iltihaplı durumlara iyi gelir. Lavantadan farkı biraz daha sedatif olmasıdır.

Bu konularla ilgili eğitim veriyor musunuz?
Aisha’da daha önce verdik. Hepsihikaye. com’dan da takip edebilirler, ayrıca internet sayfamızdan da mail atarak eğitimler hakkında bilgi alabilirler. Aşk ve koku üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Onun dışında aromaterapi eğitimleri veriyorum. Aromaterapik ürünler yapmayı öğreniyoruz, terapileri, uygulama metodlarını öğretiyoruz.

Oyunculuk mu yoksa iş kadınlığı mı?
20’li yaşlarda başladım oyunculuğa. Sabah 07.00’den diğer sabahın ilk saatlerine kadar durmadan çalışıyordum. Şimdi bakıyorum ben yapamam o ortamda. Çok ışık var, gürültü var, ses var. İnsanın kendiyle yalnız kalmasına imkan yok. Kaos beni yoruyor artık. İş kadınlığının da kendince zorlukları var. Soyunduğum alan olarak çok başka çünkü bu işte tek başımayım, olmayan bir sektörü canlandırmaya çalışıyorum. Doğal kozmetik markası olmak Türkiye’de olmayan bir sektör. Çok fazla ‘bilgi birikimi’ yok, destek yok, saha yok. Zor bir iş ama ben zorluğu sevdiğim için zor gelmiyor. Annelik ile işi dengelemek güç. Çalışan annelerin işi çok zormuş, onu öğrendim. Şu sıralar emziren anneler grubuna destek veriyorum. Bir kadının çocuğunu emzirmesinden daha doğal ne olabilir? Her yerde emzirmeli. Şimdi bu emzirme reformuna dönüştü. Çünkü kadının insan haklarıyla ilgili bir eksikliği olduğu ortaya çıktı. Devlet özel sektörden bekliyor, niye onu devlet yapmıyor. Sağlık Bakanlığı 6 ay anne sütü diye bağırıyor, devlet 4 ay süt izni veriyor. Bu ne perhiz bu nasıl lahana turşusu? Yasalarda biraz daha anneye yönelik, aileye yönelik şeyler olmalı. Avrupa’da babalık izni var. 9 ay Avrupa’da bu izin. Bizde bu kadar değil.

temmuz-2011-roportaj-resim-5Ev kadınlarına kendilerine yatırım yapmaları için ne önerirsiniz?
Kadının İnsan Hakları İçin Yeni Çözümler Derneği diye bir derneğimiz var. İpek İlkaracan derneğin kurucusu ve çok önemli şeyler yaptı. Eşit eğitim ve işgücü haklarını almaları için eğitimler düzenliyor. Onun dışında belediyelerin kadınlara yönelik el sanatları kursu var. Kadının her şeyden önce kendi haklarını öğrenmesi gerekiyor. Hobisini, emeğini değerlendireceği yerleri bulabilir. Kadınların özgürlüklerinin alındığı, ikinci sınıf vatandaş sayıldığı bir yerde bizimki bir kilo balık almaya benziyor. Halbuki bizim balık yakalamayı öğretmemiz gerek. Kadına yönelik bir politikanın olması lazım. Anayasada, evlenme ve boşanma hukukunda değişiklikler yapılmalı.

Hayatta size tek bir şeyi seçme hakkı verilseydi bu ne olurdu?
Zengin olmak isterdim. Çünkü yapmak istediğim şeyler çok. Kendim için değil, çocuklara ve hayvanlara karşı çok duyarlıyım. Bütün paramı sadece onlara harcardım.

ÇOK ÖZEL
DİZİLERİN ARANAN YILDIZIYDI
Kendi markasını kurana kadar pek çok dizide izlediğimiz Ayşe Tolga, ‘Şehnaz Tango’ ve ‘Çifte Bela’ ile büyük alkış almıştı. Rol arkadaşı da Nadide Sultan’dı.

KIZI YASEMİN KOKUYOR
Kızı Can Yeale, Ayşe Tolga’nın her şeyi. Anne olmak onu çok değiştirmiş. Parfüm burnu olan Ayşe Tolga, kızının sabahları kalktığında karpuz gibi koktuğunu ama genelde şu sıralar yasemin gibi koktuğunu söylüyor. Ona göre bebekler bebek gibi kokmuyor.



GÜZİDE YÜLEK

Fotoğraflar: NURDAN USTA


Seninle Dergisi Temmuz 2011 Sayısı

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Mutfak

Bayram mönüsü için önerilerim

News image

Çocukluğumun bayramlarında beni en çok heyecanlandıran kısım yemekten ya da kahvaltıdan sonra ikram edilen ç... DEVAMI

Komposto mu, hoşaf mı?

News image

Yaz sıcaklarında artık vazgeçilmezimiz soğuk içecekler. Ben bu ay sizi Ramazan dolayısıyla da nostaljik bir y... DEVAMI

Düğün-davet mevsimi

News image

Hiç şüphesiz düğündavet hazırlıkları titizlik gerektirir. Her şeyi ince eleyip sık dokumak gerekir. Peki, ... DEVAMI

En iyi kek tarifi hangisi?

News image

Mükemmel kek tarifine ulaşmak için bugüne dek pek çok farklı reçete hazırladım. Ortası delik olandan, dolgulusun... DEVAMI

Dondurma dünyasında 'in'ler 'out'lar...

News image

 İtalyanların dondurma konusundaki uzmanlığı, dünyadaki en yeni dondurma trendleri ve bizim geleneksel Ma... DEVAMI

Sevgililer günü mönüsü

News image

SEVGİLİLER GÜNÜ MÖNÜSÜ Kalbe giden yol mideden geçer derler… Başbaşa geçireceğiniz 14 Şubat akşamı, size sunduğum... DEVAMI

Kültür - Sanat

Ece Seçkin bu ayki röportajımızın konuğu...

News image

Lakabı Roket Müzik dünyasının başarılı ve genç isimlerinden Ece Seçkin, kendisini ve yeni çalışmalarını bu ayki r... DEVAMI

Keman virtüözü Canan Anderson

News image

Sihirli parmakların sahibi Canan Anderson, bu ayki röportajımızın konuğu. 3 Haziran’da Mardan Palace’de, 8 Hazira... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

Konser David Garrett, ilk kez Türkiye’de Dans ‘Beyazgül-White Rose’ İstanbul’da... Sinema Sema Şimşek, ‘Tehl... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

MÜZİKAL Dünyaca ünlü Broadway yapıtı ‘Operadaki Hayalet’ bu ay İstanbul’da... SERGİ Yaratıcı deha Mimar Sinan, Tophane-i ... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

KONSER :Efsane şarkıcı Julio Iglesias, İstanbul’da... ETKİNLİK :Ünlü oyuncu Hugh Jackman, Broadway şo... DEVAMI

Derya Beşerler en son ne yaptı?

News image

DERYA BEŞERLER EN SON NE YAPTI? BKM Mutfak’ta her Salı ‘No Name’ adlı oyunla sahne alan Derya Beşerler, son zamanlard... DEVAMI

Astroloji

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Haziranın aynın burçlar üzerindeki etkisi Halen retro (geri harekette) olan Merkür 11 Haziran’da düz pozisyona ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Mayıs ayının burçlar üzerindeki etkisi(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Mayıs’ta Akrep’te Dolunay, 18 ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ NİSAN AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Nisan’da Terazi burcunda bir A... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ MART AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 20 Mart’ta Balık burcunun son der... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ŞUBAT AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) Koç ( 21 Mart-19 Nisan ) Koç’lar, 20’sine k... DEVAMI

Gezi

Masal diyarı Kapadokya

News image

Masal diyarı Kapadokya Sadece tarihi açısından değil aynı zamanda ruhani dünya sahnesiyle de yüzyıllardır varlığını koruy... DEVAMI

Hızlandırılmış Madrid turu

News image

Voleybolcu Naz Aydemİr Akyol'dan Hızlandırılmış Madrid turu Biz sporcular kamplar, maçlar, turnuvalar vs. yüzünden çok f... DEVAMI

Sanatın merkezi bir şehir, Londra...

News image

OYUNCU ASUMAN DABAK YAZDI SANATIN MERKEZİ BİR ŞEHİR, LONDRA... Bu şehrin mevsimi yok. Ne zaman giderseniz gidin, Londra sokaklar... DEVAMI

Başak Sayan yazdı...

News image

CENNET BURASI Eğer bir gün bana cennetin nerede olduğu sorulursa, hiç düşünmeden Saint Lucia Adası derim. Doğu Karayip Denizi... DEVAMI