|
Ebru Özkan ve Feride Çetin, Star TV’de birlikte rol aldıkları ‘Anneler ve Kızları’ dizisiyle karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Özkan ve Çetin’le, özel yaşamlarını, hayata bakışlarını, kadın olmanın getirdiği güçlükleri konuştuk.
Çekimlerine Malatya’da başlanan ‘Anneler ve Kızları’ Ağustos ayında Star TV’de izleyici karşısına çıkıyor. Başrollerinde ‘Hanımın Çiftliği’ dizisinde tanıyıp sevdiğimiz Ebru Özkan ile son olarak ‘Aşk ve Ceza’da izlediğimiz Feride Çetin var. Özkan, dizide Defne karakterini, Çetin ise Gülizar’ı canlandırıyor. İki farklı kültürde yetişmiş iki kadının aslında kurallar ve baskılar yüzünden aynı kaderi yaşamalarını, benzer kararlar vermelerini aktarıyor. Yeni bir diziye başlıyorsunuz? ‘Anneler ve Kızları’ neyi anlatıyor? Ebru Özkan: Biri Doğu’da diğeri Batı’da yaşayan iki kadını anlatıyor. Hayattan farklı beklentileri olmasına, yaşamları çok farklı akmasına rağmen yazgılarının benzerliğinden kaynaklanan kesişmeyle bir araya geliyorlar. Aslında milyonlarca kadının sahip olduğu bir kaderden yola çıkarak oluşturulmuş bir hikaye anlatılıyor. Ben Defne karakterini oynuyorum. Defne, İstanbul kültürüne alışkın. Ekonomi okumuş fakat çocukluğundan beri acılarla büyümüş. Yaşadığı hayatı kendi tercih etmiş biri. Mutlu evliliği olan bir kadın Defne.
Feride Çetin: Ben Gülizar karakterini canlandırıyorum. Gülizar, Malatya’da yaşıyor. Daha önce hiç büyük şehir görmemiş. Görücü usulüyle evlenmiş, sonra kocasını sevmiş, mutlu bir evliliği var. Uzun süre çocuk sahibi olamamış, üç çocuğunu kaybetmiş. Biri kız iki çocuğu olmuş. Kocasının ailesiyle birlikte yaşıyor, onlarla arası pek iyi değil. Dizide onun İstanbul’a gelişiyle ilgili gelişmeleri göreceğiz. Ebru Özkan: Aslında benzer hikayeler. Defne de eşinin ailesiyle iyi geçinemiyor. Geçmişte çok büyük acılar yaşamış, onları kapatmaya çalışıyor. Neredeyse yalnız büyümüş ama yaşadığı tüm zorluklara rağmen ayaklarının üzerinde kalma savaşı vermiş bir kadın.
F. Ç: “Erkeklerin kıskanç olmaları doğal çünkü kadınlar kadar üretken değiller ve kendilerini kolay tamir de edemiyorlar.
Sizin yaşamınızda bu tür zorluklar oldu mu? Ebru Özkan: Tabii ki var benzerlikler. Bu zorluğun dereceleri insanlara göre, yaşam biçimlerine göre değişebilir. Kadından yola çıkarsak eğer, kadın dediğimiz varlık aynı engel ve aynı zorluklarla karşılaşıyor. Elbette bir kadın olarak ben de bazı zorluklarla karşılaştım. Anaerkil görünmemize rağmen ataerkil bir toplum olmamızdan kaynaklanan sorunlar yaşıyoruz. Kadınların çok daha güçlü olduğuna inanıyorum ben. Erkekler bedenen güçlü olabilirler ama kadınlar manevi olarak çok daha güçlüler. Feride Çetin: Erkek egemen toplumda ayakta durmaya çalışıyoruz biz. Bütün kadınlara bunu yaptırıyorlar. Kendimizi kanıtlamaya çalışıyoruz. Ebru Özkan: Kadınlara mantıksız gelen kuralları, erkek egemen toplum içinde yıkmaya çalışıyoruz diyebilirim. Bu çok büyük ve güç gerektiren bir savaş bence.
Ne tür kuralları yıkacaklar Defne ile Gülizar? Ebru Özkan: Her ikisi de çocuklarıyla birlikte kadın olarak yaşam mücadelesi veriyorlar. Erkeklerin koyduğu kurallara karşı direnmeye çalışıyorlar. Üstelik bunları ölümleri pahasına yapmaya çalışıyorlar. Kendilerine göre erdemleri, prensipleri var kahramanlarımızın. Feride Çetin: Bunlar eğitimle olabilecek şeyler değil. Örneğin Defne eğitimli bir kadın, Gülizar eğitimsiz. Ama aldıkları kararlar birbirlerine çok benziyor. Aynı yolda ilerliyor, aynı kararları veriyorlar her şeyleri farklı olmalarına rağmen. İçgüdüsel bir durum.
Kadının çözüm bulması gereken en acil sorunu sizlere göre nelerdir? Feride Çetin: Aslında Anadolu kültüründe Mezopotamya’dan gelen bir şey; Kibele toprak ana, kadınlar çok güçlü. Osmanlı ilk kurulduğu zamanlarda da bir sistem var, kadınlar savaşa gidiyor, otağda söz sahibi oluyorlar. Ama ondan sonra biraz da belki İslamiyet’in etkisiyle kadınlar Anadolu topraklarında etkinliklerini yitirmişler. Şimdi Medeni Kanun’la son on yıldır yine kadınlar ailede, boşanmalarda söz hakkı elde etmeye başladılar. Ancak hala Türkiye’de kadın ikinci sınıf vatandaş. Bu tabii ki ‘ahlak’ yapısından kaynaklanan bir durum. Türkiye’de namus kavramı çok güçlü. İkiyüzlü bir bakış açısı var toplumda. Elimde olsa öncelikle -bizim de ilk bölümlerde üstünden geçeceğimiz- töre cinayetlerine, tecavüzlere daha ağır cezalar verilmesini sağlamak isterdim. Mecliste kadın yanlısı bir bakış açısı gelişmediği müddetçe bu kolay olabilecek bir şey değil. Hangi semtte oturursanız oturun, kısa etek giydiğinizde tacizi hak ediyorsunuz diye bakılıyor hala.
Türkiye’de kadınlar evliyken ve boşanmışken nasıl kimlik savaşları veriyorlar? Feride Çetin: Biz ikimiz de henüz evlenmedik ama şahit olduğumuz çok şeyler var. Ebru Özkan: Kadın evlendiği andan itibaren eşiyle birlikte bir hayat kurma çabası içinde mücadele ediyor. Savaş eşle başlıyor. Sonra erkek çocuğu olunca onunla sürüyor. Kız çocuğu olunca bir nebze kurtarıyor, kader birliği yapıyor. Eşinin egemenliği altında yaşamaya, onun kurallarını algılamaya çalışıyor. Ortada aşk var, bu yüzden orta yolu bulması gerekiyor. Boşanmış kadın daha enteresan bir durumda; kendini eskisinden daha fazla korumak zorunda. Dulluk kavramı yaşam biçiminizi tamamen kısıtlayan bir şey. Size yöneltilen baskılar var. Bu baskıların altında ezilmemek için birtakım kurallar çerçevesinde hareket etmek zorundasınız. Karşı olsanız bile... Bu algıyı kırmak çok zor, hala kıramıyoruz, savaş veriyoruz. Ama işin peşini bırakmamak gerekiyor. Feride Çetin: En kötü benzetme; ‘erkek gibi kadın’... Kadın karakterli, prensipli olduğunda hemen bu damga yapıştırılıyor. Burada bile var bu durum. Kadının gerçekten adı var ama kendisi yok! Kendi hayatlarımızı yaşarken zorlanıyoruz. Özgürlüğümüzü elde etmek için çok fazla mücadele etmemiz gerekiyor. Benim anne-babam yurtdışında eğitim görmüş insanlar. Nispeten özgür bir çocukluk geçirdim. Ama ilk gençliğimde saçımı kestirdiğim model, boyadığımrenk bile sorun oluyordu çevremde. Hiperaktif bir çocuktum, birçok şeyle ilgilenirdim, meraklıydım. Bu yüzden sürekli baskılanmaya, ezilmeye çalışılıyordum. Biz gerçek hayatta da İstanbul’da kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan iki kadınız. İstediğimiz durumda olalım, başarı gösterdikçe iş hayatında da baskıyla karşılaşabiliyoruz. Ebru Özkan: Doğu’da erkekler kadınlara çok sert ve acı davranabiliyor, kadın ses çıkaramıyor ama Batı’da kadın ‘bir saniye’ diyebiliyor, sesini yükseltebiliyor. Bu davranış da çoğu erkeği ürkütebiliyor.
Sizler henüz bekarsınız. Evliliğe bakış açınız nedir? Ebru Özkan: Çok sıcak bakıyorum. Bunlar ülkemizin sahip olduğu sorunlar ama ben kendi hayatımda bunun savaşını veren bir kadınım. Çocukları çok seviyorum ve bir çocuğum olsun istiyorum. Pozitif düşüncelerle büyüteceğime eminim çocuğumu. Evliliğimi de bu düşüncelerle kurup sürdürebileceğimi bildiğimden çok sıcak geliyor evlenmek. Feride Çetin: Ben de evliliğe sıcak bakıyorum. Çünkü annem ile babam 40 yıldır beraber, birbirlerine hala çok aşıklar, hala öpüşüyorlar. Onlar beraber üretiyorlar. Ben beraber üretilen bir ilişkinin çok uzun bir süre sürdürülebileceğine inanıyorum. En azından öyle gördüm. Bir de fedakarlıklar çok önemli evlilikte. Egoyu çok fazla ön planda tutmamak gerekiyor. Ama her şey zamanı geldiğinde güzel. Olması gerektiği zaman olacak herhalde.
Sinema üzerine doktora yapan Feride Çetin, gelecekte akademisyen olmak istiyor. Spor yapıyor ve ailesiyle zaman geçirmeyi seviyor.
Ebru Özkan, “Bizim meslekte kepenkleri hiç indiremiyorsunuz. Hep gözlem halindeyiz” diyor.
Ya aşk? Ebru Özkan: Aşk aslında yaşamın her yerinde ama yaşadığımız çevre onu da bastırmayı öğretiyor. Her iki cinsin de aşk kavramı değişiklik gösteriyor. Kadınların aşka bakış açısı erkeklerinkinden çok daha farklı. Erkekler kendilerinde bunu daha rahat yaşama hakkı görürken kadınlarda bu durum pek görülmüyor. Feride Çetin: Çok feminist bir söylem gibi algılanabilir ama erkeklerin daha kıskanç bir yapıya sahip olmaları çok doğal çünkü kadınlar kadar üretken değiller. Kadınlar gibi kolay tamir de edemiyorlar kendilerini. Sosyolog Camille Paglie’nin çok sevdiğim bir sözü var; “Erkek egemen toplum kültürü icat etti ki, kadını baskılıyabilsin. Çünkü onunla başa çıkamıyor. Moda ve makyaj bunun sonucunda ortaya çıktı. Böylelikle kadın başka şeylere yönelmeli ve oyalanmalıydı ki onu çok fazla uğraştırmasın” der. Aşkı yaşamak meselesine gelirsek; biz her zaman bir hanımefendi olmak zorundayız. Aşk yaşadığımızda, hovardalık yaptığımızda hemen tu kaka ilan ediliyoruz. Aşk çok hesapsız, sarhoş eden bir duygudur oysa. Ne yapacağınızı bilemezsiniz ama gönlünüze göre yaşarsanız da toplum dışına itiliveriyorsunuz.
Yeni nesil dışlanmıyor aşk kavramında. Ebru Özkan: Yeni nesil aşk kavramını çok çabuk tüketiyor. Peki, aşk bu mudur? Bana göre kesinlikle değil. Bu kadar tüketilmeye açık olmamalı bu duygumuz, onu korumak için doğduğumuzdan beri bir savaş veriyoruz oysa.
 KÜLTÜRLÜ KADIN DEFNE Yeni dizisinde kültürlü ama hemcinsleriyle aynı sorunu yaşayan Defne karakterini canlan-dıracak olan Ebru Özkan, çocukları çok seviyor. Zamanı geldiğinde bir çocuğu olmasını istiyor.
SİNEMANIN TADI BAŞKA Feride Çetin, Vildan Atasever ile birlikte ‘İki Genç Kız’ adlı sinema filminde bolca alkış almıştı.
KOMEDİYİ SEVİYOR Dram dizilerinde izlediğimiz Feride Çetin, geçtiğimiz yıllarda Tamer Karadağlı ile birlikte ekranlara ‘Son Ağa’ adlı komedi dizisiyle gelmişti. Başarılı oyuncu her rolün altından rahatlıkla kalkıyor.
GERÇEK AŞKINI DİZİDE BULDU ‘Hanımın Çiftliği’ dizisi için iki yıl boyunca Adana’da yaşayan Ebru Özkan, dizide nikah masasına oturduğu Kemal karakterini canlandıran Caner Cindoruk ile sette tanıştı ve büyük bir aşka yelken açtı. Dizi çekimlerinden arta kalan zamanlarını birlikte geçiren iki oyuncu, izleyiciler tarafından da birbirlerine çok yakıştırılıyor.
BEN BİR AŞK ÇOCUĞUYUM Feride Çetin, 40 yıllık evli, birbirlerine hala ilk günkü gibi aşık bir ailenin çocuğu. O da ileride böyle bir aileye sahip olmak istiyor. Dizide bir kızı olan Gülizar’ı canlandırıyor
GÜZİDE YÜLEK
Seninle Dergisi Ağustos 2011 Sayısı
|