Yazdır e-Posta
İCLAL AYDIN
Röportaj

ıclal-aydın-20150128

İCLAL AYDIN

Bütün kimliklerinden sıyrılmış, 26 yaşında ilk kez İstanbul’a gelen o genç kıza doğru yürüyen bir İclal Aydın var artık karşımızda. Hayatla yeni bir anlaşma imzalamış ve getireceklerini kucak açmış bekliyor.

 Çekim bitmek üzere. Stüdyoya girdiğimde uzaktan, “Hoşgeldiiiiiiiin” diye sesleniyor. Gördüğüm kadın İclal mi, diye bir an tereddüte düşüyorum. Onu son gördüğümden bu yana o kadar zayıflamış ki, inanamıyorum. Son kareler çekiliyor. Uzaktan dikkatlice izliyorum. Zayıflamayla birlikte ona bir sakinlik, bir dinginlik, bir huzur gelmiş. Eskiden de öyleydi ama şimdi biraz daha farklı. “Nasılsa soracağım bunları” diyorum. Fotoğraf çekimi bittiğinde ekibe teşekkür edip yanıma geliyor. Sarılıp öpüşüyoruz.

Kızı Lal’i de getirmiş. Büyüyüp koca genç kız olmuş Lal. Kulaklık var kulağında, müzik dinliyor. Sabahtan beri o da annesiyle birlikte sette… Değerli zamanlar bunlar ana-kız için. Yoğun dizi çekimi, kitap yazma, televizyon programı derken eminim kızına hasret kalıyordur. Çalışan kadının handikabı bu: Göz açıp kapayıncaya kadar doğurduğu çocuğun gelinlik ya da damatlık yaşa geldiğinin birden farkına varmak… Kahvelerimizden birer yudum alıp başlıyoruz konuşmaya. Bir röportaj gibi değil, iki arkadaş sohbeti bizimkisi…

“ARTIK HAYATIMI İYİCE KÜÇÜLTTÜM” 

“Ne oldu sana böyle” diyorum, “Ne kadar zayıflamışsın?” Hiçbir zaman çok kilolu bir kadın olmamıştı. Ama daha da zayıflayıp 34 bedene sığacak kadar incelmeyi düşündüğünü bilmiyordum. “8 kilo verdim ama bende efekti 16 kilo gibi oldu. 38 bedenken bile yuvarlak hatlı olduğumdan daha kilolu duruyordum” diyor sakin sakin. “Zayıflarken kimse seni görmesin diye mi ortalarda yoktun? O güzel cümlelerini özledim” dediğimde bir kez daha şaşırtıyor beni. Bambaşka bir İclal Aydın’la tanışıyorum bugün ben de sizler gibi. “Bu aslında bende iki-üç yıldır adım adım başlayan bir arzuydu. Hayat boyunca hep bir arayışım, kendimi yenileyişim oldu. Hep daha iyisi adına… Mesleki olarak nereye yürüyebilirim, insan olarak daha ne yapabilirim diye bir süredir düşünüyordum. Ama şu üç sene! Farklı bir sorgulamaya girdim. Kendimi, hayatımı, işimi, hatalarımı, evliliklerimi, arkadaşlarımı, her şeyi… Ufak ufak başladım, bir yıl önce de köklü bir kararla keskinleşti” diyor.

Hiç fark etmemişiz aslında. Bildiğimiz, tanıdığımız İclal sanmışız onu. En yakınındakiler bile… Son olarak Maçka’daki evinden taşındığında görmüştüm, yeni evinde kahve içmek için sözleşmiştik. Hiç bahsetmemişti bunlardan. Peki neydi bu vurucu darbe, kırılma noktası? “Sen de biliyorsun ki, birkaç farklı alanda iş yapıyorum. Basın, televizyon edebiyat dünyası… Program yapıyorum, dizi çekiyorum, köşe yazarlığı, kitap yazıyorum. İster istemez hepsinin arkasında durmam, zaman zaman yaptığım işleri ve kendimi savunmam gerekiyordu.”

Hiç böyle düşünmemiştim; kendini savunmak zorunda olduğunu. Oysa hiç bir gruba ait gibi görmemiştim İclal’i… O bizden biri, içten biri, hem yazar, hem oyuncu, hem köşe yazarı, hem programcıydı. O da kabul ediyor bunu. “Evet, hiçbir grubun içinde olmadım ben” derken... “Ne edebiyat dünyasının içinde, ne medya dünyasının içindeydim. Herkesle barışık olma gayreti içindeydim, kimseyle kavga etmek istemiyordum. Ama çok yıprandım, çok yoruldum. Bir yıl önce durup kendime sordum, ‘Bu daha ne kadar gider? Bundan sonra ne yapmak istiyorsun sen?’ diye… Fark ettim ki, ben hayatı hep önden borçlanıyorum. Bunu değiştirmeye karar verdim. Yaşamımı belli bir standarta getirmişim. Sonra o standartı o seviyede tutabilmek için deliler gibi koşuşturup çalışmışım. Hep bir önden borçlanma hali yani…”

Hangimiz yapmıyoruz ki bunu? Deliler gibi çalışıp hayatı bir yandan kaçırıyor, geriye dönüp baktığımızda, “Daha dün gibi” demiyoruz. Bir şeyler yapmalı, en azından adım atmalı. Hayat çok kısa… “Yaptım bir şeyler ben de. Önce hayatımı küçülttüm. Ufak şeylerle başladım. Şehir dışında bahçeli bir eve taşındım. Daha sağlıklı besleniyorum. Daha sağlıklı beslenmeye, örneğin kuruyemiş dışında paketlenmiş hiçbir şey yememeye gayret ediyorum, şeker tüketmiyorum, beyaz un tüketmiyorum. Kendiliğinden oldu tüm bunlar. Şimdi 34 bedenim” diyor. Elbette yalnızca bunlarla sınırlı olmadığını da hemen arkasına ekliyor.

“Düşünce ve davranış üzerine bazı eğitimler alıyorum. Hayatımda fazlalık olduğunu düşündüğüm her şeyi attım.”

ıclal-aydın-20150128-1

“HAYATLA BİR ANLAŞMA YAPTIM”

Peki hala neden çok yıldızlı, geniş oyuncu kadrosunun olduğu bir dizide devam ediyor? Bu onu ne şekilde etkiliyor? “İşimle ilişkimi tamamen kesip inzivaya çekilmedim. Hayatıma devam ediyorum. Ama belli bir mesafede. Yıldız paltosunu çıkardım, köşe yazmayı bıraktım, hayatımda ciddi düzenlemeler yaptım. Kısacası, hayatla yeni bir anlaşma yaptım” diyor. “Ben bunu göze alıyorum, bakalım bana hayat neler verecek?” Kimimize bu kararlar radikal gelebilir. Kimimiz de gıptayla bakabiliriz ona; ne zamandır düşünüp de yapmak istediğimiz şeyi bir çırpıda hayata geçirdiği için…

“Anlat” diyorum. “Merak ediyorum, şaşırttın beni, hem de çok mutlu oldum…”

“Bazen saatlerce araba kullandığım oluyor. Evime gitmek için çok ciddi bir emek veriyorum. Ama eve girdiğimde çok mutlu hissediyorum. İşimin gerektirdiğini sandığım ama aslında özde bana hiç de gerekli olmayan birtakım ilişkileri sürdürmüyorum artık, özlemiyorum da” diyor. Sosyal medyayı iyi kullanan biriydi İclal…

Uzun süredir hiçbir şey paylaşmayınca merak etmiştim. Bu özel bir detoksmuş meğer. 63 gün sürmüş sosyal medya diyeti. Ardından da tüm alışkanlığından sıyrılmış. “Sosyal medya diyeti sırasında kendime küçük notlar aldım. Elime cep telefonunu aldığımdaki saati not ettim. Sonra bıraktığım saati. Bir günde toplam 2 saat 17 dakikamı telefona ayırdığımı gördüm. Buna konuşmalar dahil değil. Bu kadar saat benim için 8-9 sayfa roman yazmak demek. Ertelediğim arkadaşlarımla görüşmek, harcama dosyamı toplamak, yapmayı ertelediğim işleri yapmak demek. En temele indirdim her şeyi… İhtiyaçlar doğrultusunda yaşamaya başladım” diyor.

Ben hala üzerimdeki şaşkınlığı atabilmiş değilim. Can kulağıyla dinlemeye devam ediyorum.

ıclal-aydın-20150128-2

“İNSAN HAYATTA ÜÇ KEZ DOĞARMIŞ”

“Değişimim sadece fiziksel değil. İşle, evimle, hayatımla değiştim. Benim lüksüm de bu oldu. Yerleşme, eskileri atma, kendini toparlama, zorunlu ilişkileri bırakma... İz ve işaretleri okuma şeklim değişti. ”“Umarım” diyorum ve en çok kendisini nereye ait hissettiğini soruyorum. “Yazmaya...” diyor. “Oyunculuk da program da yapıyorum ama yazmak başka” diyor. “Bunlar asla yapmam diye söylediğim bir şey değil zaten. Sadece herkesin toplandığı birtakım mekanlarda olmaktan zaten hiçbir zaman mutlu olmadım. Şimdi de zorunluluğum olmadığını hissediyorum ve gitmiyorum” diyor. Sanki yeni doğmuş gibi bir İclal var karşımda...

“İnsan üç kere doğarmış. İlki annesinden bir bebek olarak… Ardından 17-18 yaşlarında tercihleri belirlendiğinde. Yani ben bunu seviyorum, böyle bir rengi tercih ediyorum dediğinde. Son olarak 40’ından sonra da şansı varsa hatalarından doğarmış. Ben de herhalde 40 yaşıma kadar nasıl yaşamam gerektiğine dair bir tecrübe edindim. Şimdi yeniden doğdum”. Uzun ömürlü olur inşallah bu yeni doğuşu İclal’in… Geçmişinden ders alarak, hatalarından yeniden doğmak güzel olsa gerek. Neyi
öğrenmiş, neyi yapmayacakmış, bilelim. Aşk mesela? Bir erkeği artık nasıl sevecekmiş?…

“Bir erkeği nasıl sevmemem gerekiyor, bir aşkı nasıl yaşamamam gerekiyor, iş dünyasında nasıl durmamam gerekiyor konusunda bir fikrim var galiba artık. Çünkü insanın yapabilecekleri hep değişir ve gelişir. Şu anki tecrübem nasıl olmaması gerektiğine dair. Çünkü asıl iyileşmesi gereken ruhumdu…” O kadar zor onarılan bir şeyi onarmaya kalkmış ki İclal… Onarım için önüne neyi koyduğunu ister istemez hayal etmeye çalıştım. Ne olabilir acaba onun ulaşmak istediği? “Bunu ben de kendi kendime çok sordum. Sonunda buldum. İstanbul’a ilk gelen o kız, o İclal olmak istediğimi anladım.

Hiçbir şeyim yok ama yapacağıma dair çok temel ve çok saf bir inancım var. İyi bir insan olmak istiyordum. Doğum günlerini unutmayan, insanların yüzlerindeki sevinçten beslenen bir genç kızdım ben buraya geldiğimde. Taksitle aldığım ilk yatağı hatırlıyorum. Ardından Çukurcuma’dan bir masa, Horhor’dan iki sandalye almıştım. Evime bakıp derdim ki, ‘Allahım İstanbul’un en zengin kızı benim’… Bir insan daha ne ister? İşte o sürekli mutluluğu ve saflığı başarıyla kaybettim. Yani beni başarı yoldan çıkardı.”

Dur, dur, dur bir dakika… Yanlış mı anladım? Başarıyla birlikte yoldan çıkmak? Sen bunları başarmak için gelmemişmiydin zaten buralara? Ünlü olmak başını mı döndürdü yoksa? “Başarı, bir insanın üzerinden geçtiği en zor, en ince köprülerden biri. Üçüncü kitabım ‘Yaz Bitmesin’ 300 bin satış bandını geçtiğinde benim hayatımda çok şey kırılmıştı. pek çok alanda başarılı olmuştum ve kendimi bunun üzerine çıkmak zorunda hissediyordum. Hep bir beklenti vardı etrafta. Doğal olarak sana bunlar yükleniyor. Mahvetti bu beni. Böyle bir hayat olmamalı. Son derece geçici bir dünyada, benim gibi ölümlü olan insanların alkışı uğruna nasıl yapar bir insan bunu kendine?”

ıclal-aydın-20150128-3

 

“ÖZÜNE GÜVENMEYEN ÖZGÜVENSİZ OLUR”

Kendini, ruhunu, varmak istediği yeri keşfetmiş. Adım adım ilerliyor İclal. Bir taraftan onu keyifle dinliyorum, diğer yandan sormak istediklerimin sonu gelmiyor. Lal, sabahın erken saatlerinden beri tek başına bir köşede oturmuş müzik dinliyor. Bir de üzerine benim röportajımı beklemek zorunda. Boyunun öyle genç kız gibi uzun olduğuna bakmayın o daha 13 yaşında, ana kuzusu… İstiyor ki bir an önce bitsin, eve gitsinler…

“Yalnız mı hissediyorsun kendini? Hayallerin mi yıkıldı?” diyorum… “Kıymetli hocalarımdan birinin söylediği bir söz vardı; ‘Öze güvenmeyen özgüvensiz olur.’ Ne kadar doğru… Her durumda yapayalnızsınız ve hep savaşmak zorundasınız. Sabah kalkıyorum, yaptığım ilk iş yatağımı düzeltmek. Önce üretmeye başlıyorum. Etrafı topluyorum, kedinin suyunu, mamasını veriyorum ondan sonra su içiyorum. Önce bir şey yapıyorum yani. Bir alacağım oluyor benim, ondan sonra tüketmeye başlıyorum. Her sabah kapıdan çıkarken, ‘İnşallah yanılmadan devam edebilir, iyi bir insan olarak çıkıp yine iyi bir insan olarak dönerim’ diye dua ediyorum. Yaşadığım her saniyenin tadına varmak, doya doya yaşamak, sindirmek, keyif almak için yapıyorum. Şimdi buradaki çekimden, seninle sohbetimizden keyif alıyorum.

Genç bir kızken konservatuarda okuduğum sıralarda sadece bu bile benim çok istediğim hayalimin bir parçasıydı. ‘Benimle röportaj yaparlar mı?’ diye düşünürdüm. Bunun tadını çıkarmaktan uzaklaşmıştım artık ben. Sanki yapılması gereken şeyler haline gelmişti tüm bunlar.

Sıkıştırılmış zaman dilimleriydi.”

“HAYATIMDA HEP SİTEM ETMİŞİM”

Ataol Behramoğlu’nun şiiri geliyor aklıma birden…

“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var/ Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene/ Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır/ Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana”…

Yaşadıklarından birşeyler öğrendiğini konuşuyoruz ne zamandır İclal Aydın’la… Dedi ki sözün bir yerinde, “Bir erkeği nasıl sevmemem gerektiğini öğrendim ben”. Duygu kadını o. Ama olumsuz bir cümle kuruyor. Üstelik sevmemek üzerine. Nasıl sevmemeliymiş söylesene biz de öğrenelim, herkes öğrensin. Öğrensin ki, herkes doğru sevsin birbirini tüm kötülüklere inat…

Nasıl sevmemiz gerektiğini de, nasıl sevmememiz gerektiğini de bilelim. “Bu benim sadece kendimle ilgili çıkarımım” diye başlıyor
anlatmaya. “Geçen gün bir arkadaşıma onu söylüyordum tam da… On tane kitap yazmışım; bunların iki tanesi çocuk kitabı, üç tane köşe yazılarından derleme. Bir sürü çeşit var yani. Ama son romanım benim için çok kıymetli; ‘Bir Cihan Kafes’… Ben hem yazarlığımı, hem genç kızlığımı, hem kadınlığımı hem vatandaşlığımı durmaksızın sitem üzerine kurmuşum. Hep bir tespitim var ve sitem ediyorum.

Adama sitem ediyorum, hayata sitem, belediyeye sitem... Tabii ki, herkes şikayet edecek ama şimdi geri dönüp baktığımda niye bu kadar söylenip şikayetçi olmuşum ki diyorum. Haklı nedenlerim varmış kuşkusuz.” Aşk gibi mi? Aşık olduğun adamları sevmemek gibi mi? Yanlış sevmenin ağırlığı mı? “Bir insan kendisinden bir şey talep etmeyen birine zorla bir şey vererek kendisini sevdiremediği gibi aslında bir zalim de yaratıyor. Kadınların en çok yaptığı şey de bu. Zorla bir şey vermeye kalktığında karşısındaki bir bedel ödemeden bir şey alıyor -ki bu sevgilin de çocuğun da olabilir- onun için bir kıymeti olmuyor, dolayısıyla senin zalimin oluyor. Ondan sonra sen istediğin kadar sitem et. Kendi ellerinle yarattın o canavarı…

Oysa bir canavar yaratmadan sevmek gerekiyor. Bunu biliyorum artık. ” Sütten ağzı yanmış yoğurdu üfleyerek yiyeceğini söyleyen bir kadın yok karşımda. Yanan dilinin acısını unutmamış ama yine de sütü de yoğurdu da tadına vara vara yemek isteyen olgun bir kadın var.

ıclal-aydın-20150128-4

BİR KERE DAHA AŞK VE ÇOCUK, NEDEN OLMASIN?

Korkmuyor aşık olmaktan, yeniden evlenmekten ya da bir çocuk daha doğurmaktan… “Olursa ne ala… Lal büyüdü şimdi. Dün onunla sohbet ediyoruz, bana, ‘Anne sen çok gençsin, keşke aşık olsan’ diyor… Bir kere hayata geliyoruz, onu çok iyi yaşamak ve değerlendirmek gerekiyor. Bu şımarıklık yapacağın anlamına gelmiyormuş
meğer, biz onu yanlış anlamışız. İstediğin gibi yaşayamazsın o hayatı…

Sana emanet edilmiş bir beden var, kısa süreli geçici bir yaşam var farkında olman gereken… Buradan geçip gidiyorsun, niye bu geçici yeri kalıcı kılmaya çalışıyorsun, ölümlüsün nihayetinde. Bunu unutmamak gerek. Bunu hatırlamaya çalışıyorum. “Zor bir şey. Üstelik sanat gibi egosu yüksek bir işi yapanlar için iki kat daha zor” dediğimde, “Haklısın” diyor İclal… Sesinde bir huzur var. Gülüşü, konuşması, ses tonu… Sakinliğini hissediyorsunuz, hatta biraz da huzur veriyor konuşurken… “Zor çünkü alkış ve beğeni üzerine sahneye çıkıyorsun. Fotoğrafını çektiriyor, giyinip kuşanıyorsun. Beni beğenin, beni alkışlayın diyorsun. Bu egoyu besleyen bir şey. Bunlardan vazgeçerek daha küçük bir hayata girmek çok zordu.

Vaktiyle çok gevezelik yapmışım, hiç bu kadar susasım gelmemişti. Hayatla bir anlaşma yapmıştım, tam gönlüme göre verdi. Şimdi hayata borçlanmadan yaşayayım, geleceği borçlanmadan yaşayayım istiyorum. Bugün bu kadar kazandım, işe gitmekten de mutlu olayım. Kendime, özüme teslim olayım. Bir şeyi oldurmamaya çalışmamak. Bir erkek beni sevsin, üstelik böyle sevsin demek, sevmediyse niye sevmedin… Yok böyle bir şey” Laf lafı açıyor, her laftan koskoca bir röportaj konusu çıkıyor. Ne kadarını aktarabileceğim bilmiyorum. Son viraja girmem gerektiğini anlıyorum. Lal, kıvranıyor…

“Sevme biçimimiz, sevilmeyi istediğimiz biçim değil midir? Biz zalimce mi sevilmeyi istiyoruz aslında, bunu mu demek istiyorsun?” “Evet. Kadınların çoğu yapıyor bunu. Ama çok da doğru bir şey değil. Evet kadın nasıl sevilmek istiyorsa öyle seviyor, sorun orada zaten. Olmuyor öyle. Kimseyi değiştiremezsin.

Bu yaz benim için zorlu bir sınav dönemiydi, enteresan şeyler yaşadım. Üç yıl önce bu yaz yaşadıklarımı yaşasaydım, atlatamazdım. Yine de ömrümün en güzel, en öğretici yazlarından biriydi bu. Kendime ‘vay be ne güzel geçti bu yaz’, dediğim bir yaz oldu her şeye rağmen… Bunun da sonuçlarını görüyorum şimdi.

Çok mutluyum. Ne güzel! Tüm bunlara rağmen yine aşık olmak istemek de var işin içinde...”

ıclal-aydın-20150128-5

O HAYAT BENİM'İN HASRET'İ

“Kariyerimin en sessiz, ne naif işi... “ diyor İclal, ‘O Hayat Benim’de canlandırdığı Hasret rolü için. “Çok sevdiğim, bana yakıştığını düşündüğüm, sakin bir yıl arzuma denk gelen bir rol oldu. Çok yıldızlı bir projede tam da kendime açtığım sınava denk düşen bir alan aslında. Bana bir rolden çok daha fazlasını getirdiğini hissediyorum. Hasret’i seviyorum.” Peki, ya bir süredir ara verdiği yazarlıkla ilgili yapmak istedikleri neler? “Candaş Tolga Işık, yazı yazmaya ara vermemi kabul etmeyen, beni
sürekli bu konuda uyaran arkadaşlarımdan biridir.

Candaş’ın yüreklendirici sözleri bazen içimde bir umudun filiz vermesine neden olur. Kafa dergisinde yazmaya başlamam da o umutla oldu aslında. Dört aydır Kafa’dayım. Umarım uzun yıllar her ay aynı dergide sevdiğim gibi yazmaya devam edeceğim.” Ama en çok son kitabı ‘Bir Cihan Kafes’in talihsizliği üzüyor onu, “Yazık oldu güzel kitabıma. Duyuramadı yeterince varlığını diye düşünüyorum. En sevdiğim kitabım.” Ama bir gün bir film olacağını biliyor. Bunun için dua ediyor. Ve kitabın ikincisini yazdığında belki o da yeniden okurla buluşacak.

“UZUN ARALAR VERMEK GEREKİYORMUŞ”

“Yaşadığım olaylara takılıp kalsaydım hayatıma devam edemezdim… İş yaşamında da çok başarılı günlerde yaşadım, onun karşılığını gani gani aldım. Ama aynı yükseklikte yaşadığım gibi yere acayip de çakıldım.

Bir kere de olmadı bu; iki, üç, dört… Vazgeçseydim devam edemezdim ki, ‘ben gideyim bir kasabaya yerleşeyim olmuyor artık’, demedim. Her gün çakacaksın o çiviyi… Aşk da böyle bir şey, hayat da… Daha uzun aralar vermek gerekiyormuş sadece. ” Aynı derede iki kere yıkanılmadığı geliyor aklıma. İnsan ne kadar geri dönmek istese de aynı insan olamıyor. Dönüp de ulaştığında, bu akılla o insanı sevecek mi, orası da muamma…

“Tabii ki hiçbir zaman buraya gelen 26 yaşındaki İclal olamam… Ama o iyiniyeti tekrar kazanabilirim diye düşünüyorum. Çok anlatmamak gerekiyormuş… Çok kendiliğindenliğe hazırım. Hayat ne getirirse kollarımı açıp kucaklamak istiyorum, inşallah kaldırabilirim.” İnşallah İclal, inşallah… Çok güzel bir yolda, özüne yürüyorsun. 26 yaşındaki o İclal’i gördüğünde ona sarıl, öpüp kokla.

Öyle sıkı tut ki, hiç bırakma. İkiniz de birbirinizi çok özlemişsiniz belli. Sana, güzel kızınla birlikte çok ama çok güzel, İstanbul’a ilk gelen İclal gibi olduğun, lezzetli romanlar yazdığın, bu kez ‘şimdiki aklınla, tecrübenle’ değiştirmeden, korkmadan, bıkmadan yaşadığın aşklar diliyorum.

 

 

 

 

 

 

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Mutfak

Bayram mönüsü için önerilerim

News image

Çocukluğumun bayramlarında beni en çok heyecanlandıran kısım yemekten ya da kahvaltıdan sonra ikram edilen ç... DEVAMI

Komposto mu, hoşaf mı?

News image

Yaz sıcaklarında artık vazgeçilmezimiz soğuk içecekler. Ben bu ay sizi Ramazan dolayısıyla da nostaljik bir y... DEVAMI

Düğün-davet mevsimi

News image

Hiç şüphesiz düğündavet hazırlıkları titizlik gerektirir. Her şeyi ince eleyip sık dokumak gerekir. Peki, ... DEVAMI

En iyi kek tarifi hangisi?

News image

Mükemmel kek tarifine ulaşmak için bugüne dek pek çok farklı reçete hazırladım. Ortası delik olandan, dolgulusun... DEVAMI

Dondurma dünyasında 'in'ler 'out'lar...

News image

 İtalyanların dondurma konusundaki uzmanlığı, dünyadaki en yeni dondurma trendleri ve bizim geleneksel Ma... DEVAMI

Sevgililer günü mönüsü

News image

SEVGİLİLER GÜNÜ MÖNÜSÜ Kalbe giden yol mideden geçer derler… Başbaşa geçireceğiniz 14 Şubat akşamı, size sunduğum... DEVAMI

Kültür - Sanat

Ece Seçkin bu ayki röportajımızın konuğu...

News image

Lakabı Roket Müzik dünyasının başarılı ve genç isimlerinden Ece Seçkin, kendisini ve yeni çalışmalarını bu ayki r... DEVAMI

Keman virtüözü Canan Anderson

News image

Sihirli parmakların sahibi Canan Anderson, bu ayki röportajımızın konuğu. 3 Haziran’da Mardan Palace’de, 8 Hazira... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

Konser David Garrett, ilk kez Türkiye’de Dans ‘Beyazgül-White Rose’ İstanbul’da... Sinema Sema Şimşek, ‘Tehl... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

MÜZİKAL Dünyaca ünlü Broadway yapıtı ‘Operadaki Hayalet’ bu ay İstanbul’da... SERGİ Yaratıcı deha Mimar Sinan, Tophane-i ... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

KONSER :Efsane şarkıcı Julio Iglesias, İstanbul’da... ETKİNLİK :Ünlü oyuncu Hugh Jackman, Broadway şo... DEVAMI

Derya Beşerler en son ne yaptı?

News image

DERYA BEŞERLER EN SON NE YAPTI? BKM Mutfak’ta her Salı ‘No Name’ adlı oyunla sahne alan Derya Beşerler, son zamanlard... DEVAMI

Astroloji

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Haziranın aynın burçlar üzerindeki etkisi Halen retro (geri harekette) olan Merkür 11 Haziran’da düz pozisyona ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Mayıs ayının burçlar üzerindeki etkisi(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Mayıs’ta Akrep’te Dolunay, 18 ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ NİSAN AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Nisan’da Terazi burcunda bir A... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ MART AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 20 Mart’ta Balık burcunun son der... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ŞUBAT AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) Koç ( 21 Mart-19 Nisan ) Koç’lar, 20’sine k... DEVAMI

Gezi

Masal diyarı Kapadokya

News image

Masal diyarı Kapadokya Sadece tarihi açısından değil aynı zamanda ruhani dünya sahnesiyle de yüzyıllardır varlığını koruy... DEVAMI

Hızlandırılmış Madrid turu

News image

Voleybolcu Naz Aydemİr Akyol'dan Hızlandırılmış Madrid turu Biz sporcular kamplar, maçlar, turnuvalar vs. yüzünden çok f... DEVAMI

Sanatın merkezi bir şehir, Londra...

News image

OYUNCU ASUMAN DABAK YAZDI SANATIN MERKEZİ BİR ŞEHİR, LONDRA... Bu şehrin mevsimi yok. Ne zaman giderseniz gidin, Londra sokaklar... DEVAMI

Başak Sayan yazdı...

News image

CENNET BURASI Eğer bir gün bana cennetin nerede olduğu sorulursa, hiç düşünmeden Saint Lucia Adası derim. Doğu Karayip Denizi... DEVAMI