Yazdır e-Posta
ÇAĞLA ŞİKEL
Röportaj

cagla-sıkel-20150623Çok yoğun... Sabahın ilk ışıklarından öğleden sonra 16.00’ya kadar koşuşturuyor. Neden mi 16.00? Çünkü o saatte çocukları Kuzey ve Uzay eve geliyor. Onlar döndüğünde evde olmaya özen gösteriyor. Bu yüzden kapak çekiminin yapıldığı gün röportaj yapamıyoruz. Daha sonraki boş bir gününe sözleşiyoruz. Sabah canlı yayın sonrası Nişantaşı’nda Gürkan Şef’de buluşuyoruz. Sıkı durun, gerçekten söyledikleri doğru.

Acayip fazla yemek yiyor... Mekanın özel et mönüsünün yanına salata ve tatlı da söylüyor. Ekmeğe hiç yüz vermiyor. Onun yediğinin yarısını ben yesem, şu anki kilomun beş misli olurum. “Ben hep böyleyim. Metabolizmam çok hızlı çalışıyor. Bu konuda şanslıyım. Ama sporumu yine de ihmal etmiyorum. Sanırım 40-50’sinden sonra biraz kilo alabilirim” diyor. Evet şanslı gruptan o...

 Özel yaşamını ve neler sorduğumu merak ettiğinizi biliyorum. Ancak baştan şunu söylemek istiyorum ki, ne evliliğiyle ne de boşanmasıyla ilgili konuşmuyor, ağzı mühürlü. Hatta önceden haber yollamış, “Röportajda özel hayatımla ilgili soruları yanıtlamam” diye... Korkuyor. Haklı olabilir. Çünkü söylediği sözlerin çarpıtılmasından, eski eşinin ve çocuklarının incitilmesinden endişe duyuyor. Kendince de böyle bir önlem alıyor. Yani aslında benim açımdan ‘light’ bir röportaj bu... Biraz meditasyon, biraz moda, biraz da çocukların olduğu... 

İlk soruma, karşımda nasıl bir Çağla olduğunu sorarak başlıyorum. Verdiği yanıt, “Sadece şu an biraz yorgun ama çok mutlu, enerjisi
yerinde, sağlıklı, hayattan keyif alan, hayatı istediği gibi yaşayan bir Çağla var” oluyor. Bu cevap, daha önce istediklerini yapmasını engelleyenlerin olduğunu akla getiriyor ister istemez. “Yooo, hep öyleydim; hep çok mutlu, hayattan her türlü keyif almayı bilen bir kızdım zaten. Öyle büyütüldüm. İnsan başarılarını görünce hayata karşı daha da şevkleniyor. Bazen anlamsız mutluluklarım oluyor. ‘Allahım ben bugün neden bu kadar mutluyum’ diyorum. Aşırı bir mutluluk bu. Herhalde biraz da istediğim şeyleri yapmamdan kaynaklı. Çevremde sevdiğim insanlara sahibim. Bu da aslında şu anda burada oturan kadının eseri...” Çok değil birkaç ay önce boşandı. Hayatının farklı bir döneminde...


Kendini nasıl hissediyor dersiniz? “Ben ikiye ayırıyorum hayatımı; çocuklarımdan önce başka bir Çağla vardı. Çocuklarımdan sonra bambaşka bir Çağla oldum” diyor. Duygularını bile dile getirmekten sakınıyor. Kimse boşanmaya koşarak gitmez, elbette ki kendi içinde fırtınalar kopuyordur, birşeyleri atlatmaya çalışıyordur.
Dedim ya asla bunları dışarı yansıtmıyor diye... Diyorum ki, “Geri dönüp baktığında karşına çıkan fotoğrafta neler var? Neler iz bıraktı sende?”

“KEŞKE BABAM OLSA DA, FIRÇALASA BENİ”

“En büyük iz babamın öldüğü gündü. Tabii ki, hayatımda çok güzel şeyler oldu. Bir sürü şey sayabilirim sana. Ama ‘tarihime kazınmış bir gün’ dersen babamın vefat ettiğicagla-sıkel-20150623-2 gündür” diyor. Biraz daha açmasını istiyorum bu fotoğrafları... “Çocukluğumu hatırlıyorum; babamı görünce ya da aklıma gelince, ilişkimizi hatırlıyorum. Süper bir baba-kız ilişkimiz yoktu ama babam vardı en azından. Evde en iyi anlaşan bendim onunla. Eve geç geldiğimde beni nasıl fırçaladığını hatırlıyorum. Tabii o zamanlar, ‘Bir kere de eve sabah gelsem ne olacak’ diyorsun. Ama şimdi, ‘Keşke olsa da fırçalasa’ diyorum. Parmaklarımın ucuna basa basa yine gitsem eve. Bu boşluk hayatımda hep olacak ama yapacak bir şey yok. Güzellik yarışmasına katılmam da benim için bir fotoğraf karesidir. Hayatımdaki en büyük değişimlerimden bir tanesidir.

Evliliğim, çocuklarımın doğumu, televizyona başladığım ilk gün, annemle ve ablamla olan ilişkim. Bendeki fotoğraflardan çok büyük albüm çıkar yani...” diyor... İki çocukla tek başına yeni bir hayata alışmanın zor olup olmadığını merak etmiyor değil insan. “Gayet iyiyim. Hayatta her şey insana dair. Yaşadığım en zor dönem, babamı kaybettikten sonraki dönemdi. Dolayısıyla ölüm olmadığı sürece insan sevdiklerinin bu hayattan göç etmediğini görünce, bence her şeyle baş edebilir” oluyor yanıtı. “Boşanma da buna dahil mi?” diye soruyorum. “Boşanma ve Emre ile ilgili konuşmak istemiyorum” diyor. “Çünkü herkes bir tarafından çekip yanlış değerlendiriyor. Sonra söylemediğim, kastetmediğim bir şeyin altında kalıyorum. Emre de konuşmaz.” diyor. İnsanın bekarken ayrı, evliyken ayrı, çocuklarla ayrı bir hayat düzeni olur.

“OLGUNLAŞMAMDA, KENDİMİ SEVMEMDE BOŞANMAMIN, ÇOCUKLARIMIN ÇOK ETKİSİ VAR AMA...”


Şimdi bu yeni dönemde nasıl bir düzen oturttuğunu soruyorum Çağla’ya...

“Çok yoğun. Sabah programı yapıyorum, defileye çıkıyorum. Ama inan o kadar yoğunum ki, günün 12 saatten fazla olmasını isterdim günü yaşayabilmek için. Hem çocuklara hem kendi işime yetişmek, spora yetişmek cilt bakıma yetişmek için. O kadar çok şey var ki, hiçbir şeyi sıkıştıramıyorum. Kendi kendimi de doldurmayı seven biri değilim. Hayatımda boşluk olsun istemiyorum. Herhalde ben böyle yaşamayı sevdikçe ve seçtikçe o da öyle doluyor. Bugün de evde oturacağım, hiçbir yere çıkmayacağım dediğim bir gün olmuyor” diyerek telaşlı günlerinden bahsediyor. Çocuklarının olması bile değiştirmemiş bu koşturmayı, hatta daha da yoğun olmuş... “Onlar okuldan gelene kadar benim işlerimi bitirmem gerekiyor. Spora mı gideceğim, cilt temizliği mi yaptıracağım, toplantım mı var; pazar gününden itibaren ciddi bir şekilde programlıyorum. Çocuklar geldikten sonra da mutlaka dışarı çıkılıyor, parka gidiliyor ya da evde bir aktivite yapılıyor. Onlar saat 20.00-20.30 gibi yatağa giriyorlar. Ben de biraz meditasyon yapıp saat 21.30’da yatıyorum. Sabah 7de kalkıyoruz.”

“BEN ARTIK ÇOK DEĞİŞTİM”

Boşanmanın hemen öncesi tanıştığı meditasyon ona çok iyi gelmiş. “Anlatsana,” diyorum “Nasıl oldu bu meditasyon yolculuğu?” “Aslında daha önce yogada nefes hareketlerini deniyordum. Ama sürekli bir hale gelmemişti. Yaklaşık 6 aydır bir uzmanla tanışıyorum. Kuaförümün tavsiyesiydi. Her şeyim var ama bir şeyim eksik, bir şey canımı sıkıyor diyordum. Çalışıyorum, çocuklarım, ailem yanımda her şey tamam ama bir şey eksik. Tuhaf bir duygu bu. Bununla ilgili kuaförümle konuşurken bana Figen Hanım’dan bahsetti. Nefes terapisi, meditasyon yaptırıyor dedi. İlk tanışmada 3 saate yakın bir arada kaldık. Şimdi her sabah düzenli olarak meditasyon yapıyorum. İstersem sabah, öğlen akşam, arabada, istediğim her yerde..” Meditasyon ve Figen Hanım’la tanışmak onu değiştirmiş. Kendisi de bunu kabul ediyor. “Ancak olgun bir kadın olmamda ve hayata başka bir gözle bakmamda boşanmamın, çocuklarımın çok büyük bir etkisi vardır. Ama en çok kendimi sevmemde, özgüvenimin artmasında...

Yaptığım işlere bakarsan ‘Ya, senin nasıl özgüvenin düşük olur?’ dersin. Hayır onunla alakalı bir şey değil. O kadar ayrı bir şey ki bu, tamamen kendini beslemenle ilgili. Onu beslemem gerektiğini fark etmiştim. Figen Hanım’la konuşmaya başladıktan sonra, hayatta cevaplarını bulamadığım soruların hepsine cevap verdi. Her sorumu cevapladı. Ama yüzüme tokat gibi çarptı bütün bu cevaplar. Hiçbir düşüncemin doğru olmadığını, aslında farklı bir yöne gittiğimi hissettirdi bana.O gün oradan çıktığımda anladım ki medite olmuşum. Sanki başka bir hayattaydım. İnanılmaz bir kadın. Kuaföre gittim nasıl ağlıyorum mutluluktan. Herkese sarılıyorum. Babamın ölümünden sonra hayatta hiçbir erkek beni üzemez, ağlatamaz diyordum, Allah yeter ki, sevdiklerimizi yanımızdan ayırmasın diyordum. Ama o gün, o konuşma ve ağlamadan sonra tamamen ruhum değişti.” Hani derler ya, “Bir kitap okudum bütün hayatım değişti” diye... O, Figen hanım sayesinde belli ki farklı bir dünyaya açılmış, farklı bir yola girmiş. Yüzüne çarpan tokatlarla nasıl bir Çağla çıkmış içinden peki?

“PSİKOLOJİK TEDAVİ DE GÖRMÜŞTÜM”

“Aslında var olan biri çıktı. Benim bildiğim bir Çağla çıktı. O hep vardı ama bazı şeylerden dolayı bastırılmıştı. Yoğunluktan, hayatı es geçmeye çalışmaktan... Daha çok hayattan zevk alan bir kadın ortaya çıktı. İnsanları, kendimi çok daha fazla seviyorum artık. Bu benim hayatımı değiştiren en önemli cümle oldu. Kendimle ilgili farkındalığım arttı. Ben hep şükreden bir insandım. Şimdi yeteneklerimin, kendi gücümün farkına vardıkça heyecanlanmaya başladım. Sonra Metin Hara’ın seminerlerine katılmaya başladım. Figen’le başladığım bu dönem boşanma dönemimin biraz öncesine denk geliyordu. Ruhum bana birşeylerin sinyallerini vermişti. O, ‘Bana iyi bak, bana yatırım yap, beni besle’ diyordu. Metin Hara’nın kitabını okudum, seminerine gittim, enerjimi çok çabuk dışarı çıkarabilen bir insan oldum. O meditasyonlarda bir gün hüngür hüngür ağlayabilen, bir gün gülebilen biri oldum. Duygularımı boşaltabilen biri oldum. Annem ve çok yakın bir kız arkadaşım da Metin’in seminerlerine gidiyor. Ailecek uçtuk biz. Psikolojik tedavi gördüğüm dönemler de oldu benim. Ama bu eğitimler çok çok özel ve çok daha farklı...” Öylesine cümleler kurarak anlatıyor ki bu meditasyon sürecini ister istemez aklında nasıl bir süreç, nasıl bir ortam ya da insan canlandığını merak ediyorum.

Soruyorum ona “Bu durumu neye benzetirsin?” “Daha önce yaşamadığım için bir şeye benzetemem. O an, ruhumla baş başa kaldığım an. Ruhumda sakladığım, kimseyecagla-sıkel-20150623-5 göstermek istemediğim, ortaya çıkarmak istediğim ama çıkaramadığım bazı şeyler varsa, o anda her şey ortaya çıkıyor. Herkes kendiyle, hayatıyla yüzleşiyor; başarıları ya da başarısızlıkları, kendi gücü ya da güçsüzlükleriyle... O anlar gerçekten yaşayan birine sorsan, benimle aynı şeyleri anlatır. Çok özel şeyler. Normalde de nefes konusunda eğitim alan birisiyim. İnanıyorum insanları sakinleştirdiğine, birleştirdiğine. Sinirli olduğum bir anda nasıl sakinleşebileceğimi öğrendim mesela. Kadın ve erkek tarafımı nasıl dengelemem gerektiğini öğrendim. Sahip olduğum güçlerimi, enerjimi zaten her zaman biliyordum ama onları nasıl kullanacağımı bilmiyordum. Şimdi bunu da öğrendim” diyor bana sakin sakin...

SIFIR KİLOMETRE ÇAĞLA...

Eğitim sonrası kendinde keşfettiği çok şey olmuş belli... Bu keşiflerden en güçlüsünün ne olduğunu anlatmasını istiyorum ondan... Bir yandan yemeğini yiyor, bir yandan anlatıyor: “Şu an kendimi daha çok seviyor olmam, daha çok güveniyor olmam.... Birşeylerin endişesini yaşamıyor olmam. Hayatla ilgili bir endişem yok. Ve en önemlisi kendimi yargılamıyorum. Önceden sürekli kendimi yargılıyordum. ‘Neden bugün böyleyim, neyim var’ diyordum. Şimdi diyorum ki, ‘Bugün ben böyleyim, lanet bir insanım. Ağlayabilirim, herkese bağırabilirim, yarın özür dileyip gönlünü alabilirim’. Yani yargısız bir hayat. En büyük farkım bu olmuştur. Aslında geleceği düşünmek, geçmişte yaşamak nedeniyle anı kaçırıyoruz” diyerek de hayıflanıyor. Anlayacağınız, karşımda boşanma sonrası sıfır kilometre bir Çağla var. Eminim gelecekle ilgilide planları vardır bu sıfır kilometre Çağla’nın...

“İçimde o kadar çok şey var ki aslında ortaya çıkarmak istediğim. Başka yönlerimi keşfettikçe daha çok sevmeye başlıyorum. Çünkü bir şeyi gerçekten istediğim zaman yapabileceğime inanıyorum. Doğuştan annemden geçen el becerim çok fazla... Yemek yapma konusunda uzman değilim ama yaptığımda da çok güzel yaparım. Tuval, tablo çalışıyorum, çizimler yapıyorum, moda zevkimin olduğunu düşünüyorum. Zamanı geldiğinde kendi markamı çıkartabilirim. Bu içimde olan bir şey. Bu yetenek bende var ve zamanla kaybolacağını düşünmüyorum. Kolumda bilezik olan bir şey. Dediğim gibi, her şeyin zamanı var. Danışmanım Esra’nın, ‘Bu yeteneğini kullanalım ortaya çıkaralım’ demesiyle bu yönüm bambaşka bir projeye dönüştü.

Modagram için yaptığım koleksiyon da bu şekilde ortaya çıktı. Benim için aslında acemice bir şeydi. Çünkü kumaş tanımıyorum, bilmiyorum. Ben kağıda çizip veriyorum. Her şey hayal ettiğim gibi kusursuz değil. Ama ilk deneyim için çok güzel bir tecrübe oldu. Bir gün gerçekten ipliğinden desenine kendimi yansıtacak bir koleksiyon yapmayı çok istiyorum. İyi bir üretici bulursam tabii..”

cagla-sıkel-20150623-4“FAZLA ANAÇ BİR YAPIM VAR”

Umarım bu istediği olur Çağla’nın. Tamamıyla tepeden tırnağa her şeyini kendi tasarlayıp yaptırdığı bir koleksiyona da sahip olur. Yapar mı? Bence yapar... Hani demişti ya röportajın başında, “Ben hayatımı çocuklardan önce ve sonra ikiye ayırıyorum” diye... “Hadi anlat o zaman çocuklar doğduktan sonra sende neler değişti, nasıl bir kadın oldun?” diye soruyorum. Hemen başlıyor anlatmaya, “Anne olmayan Çağla ile anne Çağla iki bambaşka insan diyebilirim. Vicdanım, sabrım vardı ama şimdiki kadar yokmuş diye düşünüyorum. Asıl vicdanımın, sabrımın anne olduktan sonra ortaya çıktığını anlıyorum. Her zaman duyarlıydım çocuklara karşı. Ama çocuklarım doğduktan sonra çocuklara çok düşkün bir kadın olduğumu anladım. Aşırı, hatta bazen fazla dozda anaç bir yapım var. Çocuklarımla ilgilenecek zaman bulamadığımda, kendimi mutsuz hissediyorum. Akşamüstüne kadar kendimle, işlerimle ilgili her şeyi halledip sonrasını hep çocuklarıma ayırırım.

Bugün onlara aldığım bisikleti götüreceğim, yarın piknik planımız var, sonraki gün Zorlu’dayız... Her gün birlikte birşeyler yapmaya çalışıyoruz.” Özel hayatı hiç yok gibi. İş, spor ve çocuklardan oluşan bir hayat var. Bu kadar renkli bir hayat içinde sıkıcı mı sadece bu üçgen içinde olmak onu zaman gösterecek... Henüz çok yeni elbet bir ilişki için. Hele yeni bir evlilik düşüncesi için...“Hayır, bunu sorgulamıyorum. Olur ya da olmaz şu an bir şey diyemiyorum. Şu anda yok. Benim özel hayatım şu anda çocuklarım. Zaten yoğun bir tempom var. Akşamları arkadaşlarımla bile birlikte olamıyorum. Bugün böyle ama yarın çıkarım, eğlenirim. Benim ruhum hala çocuk ve onu büyütmek istemiyorum. Bana diyorlar ki, ‘İki tane çocuk doğurdun, niye burnunu deldirdin?’ Kime göre, neye göre? Ben anne oldum diye bu istediklerimi yapamayacak mıyım?

Zamanında yapmak istediklerimi ama yapamadıklarımı şimdi yapıyorum. Şimdi bu özgürlüğe sahibim. Bana karışan şimdi yok. Ben istediklerimi yapabildiğim bir dönemdeyim artık. Şu anda ben Çağla Şikel olarak ayaklarının üzerinde duran, kendi ailesini kurmuş, başarılı, çocuklu bir anneyim. Hayattaki hiçbir şey şu an benim yapmak istediklerime engel olamaz” diyor.

“ÇOCUKLARIM, BAMBAŞKA İKİ KARAKTER”

Çocukların boşanmadan haberi var mı, ondan mı bu kadar rahat derseniz, “Evet çocuklar biliyor” diyor ve devam ediyor: “Babalarında da kalıyorlar, bende de kalıyorlar. Onu çok iyi dengeliyoruz. Geçtiğimiz aylarda pedagoga götürdüm çocukları, duygusal zekaları, fiziksel gelişimleri, matematik zekaları normal mi diye... Sonuçlar harika çıktı. Kuzey acayip akıllı, öğrenmeye meraklı, Uzay tam bir hayta, tam bir fırlama. Hiçbir şeyle ilgilenmez, iki dakika sonra ilgilendiği bir şeyden sıkılabilir. Kuzey saatlerce puzzle yapabilir. İki bambaşka karakter ama çok şükür sağlıklılar. İki çocuk da bana çok düşkün çünkü aşırı sevdim, aşırı verdim. İkinci bebeğim doğduğunda Kuzey benimle beraber yatıyordu; birini emziriyorum, öbürünü sallıyorum. Annem, ‘Annelik bu değil’ diye beni uyardı. Çocukları öyle bir büyütmüşüm ki, yaka iğnesi gibi...

Kimseye vermedim, şimdi çocuklar kimseye gitmek istemiyor. Ama onların gelecekteki ilişkileri için şimdi biraz uzak durup her oyuna katılmıyorum.” Babaları Emre ile de araları çok iyi iki erkek çocuğunun. Ama anneye başka düşkünler bu belli. Hafta sonları babalarındalar... “Hafta içi de alıyor Emre... Onun programına göre ayarlıyoruz. Aramızda böyle şeyler problem olmadı. Çocukları doktora götürürken de Emre ile birlikte götürüyoruz. Çocuklar söz konusu olduğunda Emre de ben de önce onların iyiliğini, düzenini, sağlığını önemseriz, hep beraber karar veririz. Sonuçta biz kavgalı dövüşlü ayrılmadık... Çocuklarımız da ne kadar sorunsuz büyürse, gelecekte o kadar sağlıklı bireyler olurlar. Biz de onlar adına mutlu oluruz. Bu ilişkiyi iyi kurmak en büyük görevimiz şu anda...”

“KEŞKE DAHA ÇOK ÇOCUĞUM OLSA...”

Biliyorum ki Çağla, çok çocuk seven biri... Emre ile boşanmasaydı belki üçüncü, hatta dördüncü çocuğu bile doğurabilirdi. Victoria Beckham gibi... Yeni bir evlilik, yeni bircagla-sıkel-20150623-1 bebek olur mu? “Çocukları hakikaten çok seviyorum. Biri eteğimden, öbürü elimden, beriki sırtımdan çekiştirsin çok isterim” oluyor yanıtı. Ben bunu uygun biri hayatıma girdiğinde, güzel bir evlilik yaşadığımda tekrar doğurabilirim olarak algılıyorum. Öyle içten söylüyor çünkü... Çocuklar çok küçükler henüz. Ama hayatında birisi olunca, çocuklarının nasıl tepki göstereceğini düşündüğünü soruyorum Çağla’ya...

“Şimdi çok küçükler pek tepki gösterebileceklerini sanmıyorum. Biri olur, olmaz bilemiyorum, kısmet. Tekrar çocuk doğurur muyum şimdilik bilmiyorum ama çok isterim olsun diye... Onların o minik halleri hemen özleniyor. Benim küçük daha üç yaşında; ayakları küçücük ama bir süre sonra o halini özleyerek bir tane daha istiyorsun” diyor. Güzel hayaller kuruyor gelecek için, şu an için... Geçmişteki bir hayalini hatırlatıyorum Çağla’ya... “Victoria’s Secret meleği olma hayali ne oldu?” “Yok. On beş sene önceydi o. Fit olmasına fit’im, istemesine çok isterim ama bugüne kadar bu konuyla ilgili hiçbir şey yapmadım. Ayrıca marka da dışarıdan 36 yaşında bir melek istemez diye düşünüyorum. Ama sadece hayal etmesi bile güzel...” oluyor yanıtı.

Bence kendini toparlamış Çağla. Hayata daha farklı bir gözle bakıyor. İşi ve çocukları onun en büyük güç kaynağı. Ona dileyeceğim tek şey; bol çocuklu, sevip sevildiği sıcacık bir yuva. Yolun açık olsun Çağla...

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Mutfak

Bayram mönüsü için önerilerim

News image

Çocukluğumun bayramlarında beni en çok heyecanlandıran kısım yemekten ya da kahvaltıdan sonra ikram edilen ç... DEVAMI

Komposto mu, hoşaf mı?

News image

Yaz sıcaklarında artık vazgeçilmezimiz soğuk içecekler. Ben bu ay sizi Ramazan dolayısıyla da nostaljik bir y... DEVAMI

Düğün-davet mevsimi

News image

Hiç şüphesiz düğündavet hazırlıkları titizlik gerektirir. Her şeyi ince eleyip sık dokumak gerekir. Peki, ... DEVAMI

En iyi kek tarifi hangisi?

News image

Mükemmel kek tarifine ulaşmak için bugüne dek pek çok farklı reçete hazırladım. Ortası delik olandan, dolgulusun... DEVAMI

Dondurma dünyasında 'in'ler 'out'lar...

News image

 İtalyanların dondurma konusundaki uzmanlığı, dünyadaki en yeni dondurma trendleri ve bizim geleneksel Ma... DEVAMI

Sevgililer günü mönüsü

News image

SEVGİLİLER GÜNÜ MÖNÜSÜ Kalbe giden yol mideden geçer derler… Başbaşa geçireceğiniz 14 Şubat akşamı, size sunduğum... DEVAMI

Kültür - Sanat

Ece Seçkin bu ayki röportajımızın konuğu...

News image

Lakabı Roket Müzik dünyasının başarılı ve genç isimlerinden Ece Seçkin, kendisini ve yeni çalışmalarını bu ayki r... DEVAMI

Keman virtüözü Canan Anderson

News image

Sihirli parmakların sahibi Canan Anderson, bu ayki röportajımızın konuğu. 3 Haziran’da Mardan Palace’de, 8 Hazira... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

Konser David Garrett, ilk kez Türkiye’de Dans ‘Beyazgül-White Rose’ İstanbul’da... Sinema Sema Şimşek, ‘Tehl... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

MÜZİKAL Dünyaca ünlü Broadway yapıtı ‘Operadaki Hayalet’ bu ay İstanbul’da... SERGİ Yaratıcı deha Mimar Sinan, Tophane-i ... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

KONSER :Efsane şarkıcı Julio Iglesias, İstanbul’da... ETKİNLİK :Ünlü oyuncu Hugh Jackman, Broadway şo... DEVAMI

Derya Beşerler en son ne yaptı?

News image

DERYA BEŞERLER EN SON NE YAPTI? BKM Mutfak’ta her Salı ‘No Name’ adlı oyunla sahne alan Derya Beşerler, son zamanlard... DEVAMI

Astroloji

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Haziranın aynın burçlar üzerindeki etkisi Halen retro (geri harekette) olan Merkür 11 Haziran’da düz pozisyona ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Mayıs ayının burçlar üzerindeki etkisi(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Mayıs’ta Akrep’te Dolunay, 18 ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ NİSAN AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Nisan’da Terazi burcunda bir A... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ MART AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 20 Mart’ta Balık burcunun son der... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ŞUBAT AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) Koç ( 21 Mart-19 Nisan ) Koç’lar, 20’sine k... DEVAMI

Gezi

Masal diyarı Kapadokya

News image

Masal diyarı Kapadokya Sadece tarihi açısından değil aynı zamanda ruhani dünya sahnesiyle de yüzyıllardır varlığını koruy... DEVAMI

Hızlandırılmış Madrid turu

News image

Voleybolcu Naz Aydemİr Akyol'dan Hızlandırılmış Madrid turu Biz sporcular kamplar, maçlar, turnuvalar vs. yüzünden çok f... DEVAMI

Sanatın merkezi bir şehir, Londra...

News image

OYUNCU ASUMAN DABAK YAZDI SANATIN MERKEZİ BİR ŞEHİR, LONDRA... Bu şehrin mevsimi yok. Ne zaman giderseniz gidin, Londra sokaklar... DEVAMI

Başak Sayan yazdı...

News image

CENNET BURASI Eğer bir gün bana cennetin nerede olduğu sorulursa, hiç düşünmeden Saint Lucia Adası derim. Doğu Karayip Denizi... DEVAMI