Yazdır e-Posta
Başak Sayan yazdı...
Gezi

GEZI-20150322

CENNET BURASI

Eğer bir gün bana cennetin nerede olduğu sorulursa, hiç düşünmeden Saint Lucia Adası derim. Doğu Karayip Denizi ile Atlas Okyanusu arasında kalan bu minik ada, yeryüzünde görüp görülebilecek en olağanüstü yerlerden biri.

 

GEZI-20150322-1

GEZI-20150322-2

Adaya, ikinci balayımız için gitmeye karar verdik. Evet, doğru duydunuz, ikinci... Zira ilk balayımızda sıcaktan otel odasından dışarı çıkamadığımız için çok memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğim. Adını hayatımda ilk defa duyduğum Saint Lucia Adası, Amerika’da yaşayanlar için favori bir tatil adresi aslında. İşte, bin de bu adada 10 günlük muazzam bir macera yaşadım.

Sabahın 4’ünde havaalanına gitmek için zar zor yataktan kalktığımda, aklımdaki tek şey biraz daha uyumak. Ancak yüzümüze Washington DC’nin soğuk ve insanı ısıran havası çarptığında, üzerimizde mahmurluktan eser kalmıyor. On günlük bu seyahat için hazırladığımız valizlerimizle birlikte Uber’den çağırdığımız oldukça büyük bir jeep olan taksimize kendimizi atıp Dulles havaalanının yolunu tutuyoruz. Havaalanına vardığımızda sabahın çok erken bir saati olmasına rağmen epey kalabalık ve sıra olduğunu fark ediyoruz. Amerikalılar ilginç insanlar.

Her şeyi planlayarak ve ayarlayarak yaşamayı sevdiklerinden, bir yere gitmeyi planladıklarında gidiş saatlerini çok erkene alıp, kalkış saatinden epey önce orada oluyorlar. Havaalanındaki işlerimiz halledip kendimizi uçakta bulduğumuzda çantama yerleştirdiğim Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ adlı romanını çıkartıp okumaya koyuluyorum. Zira yolculuğumuz üç buçuk saatten fazla sürecek.

Yine de üç buçuk saatlik bir uçuş buralarda uzun bir uçuş sayılmıyor. Çünkü Amerika’nın bir ucundan diğerine gitmek bile yedi saati bulabiliyor. Bir ara kafamı kaldırdığımda eşim Murat’ın çoktan uykunun en derin dehlizlerinde gezindiğini fark edip yeniden kitabıma dönüyorum.

BEKLE BİZİ, SAINT LUCIA...

Üç buçuk saatin sonunda alçalmaya başladığımızda heyecanla pencereden dışarı bakıyorum. Allahım, bu nasıl bir mavilik. Turkuazın ve mavinin her tonu ayaklarımızın altına serilmiş bizi bekliyor adeta. Heyecan içinde Murat’ı uyandırıp manzarayı gösteriyorum. Uçak inişe geçtiğinde aklımda olan tek şey, bir an önce kendimi o müthiş maviliğin içine bırakmak. İnişimiz oldukça rahat geçiyor. Uçaktan iner inmez yüzümüze sıcak rüzgârın çarpışıyla kemiklerimizin ısındığını hissediyoruz.

GEZI-20150322-3

gezı-20150322

Washington DC’nin soğuk havasından sonra Saint Lucia’nın sıcaklığı insanı memnun edecek türden gerçekten. Dışarı çıktığımda bizi alıp terminale götürecek bir araç arıyorum. Ancak fark ediyorum ki, herkes yürüyerek az ötede bulunan küçük bir binaya giriyor. Hemen arkalarından biz de terminal ve pasaport işlemlerinin yapıldığı bu binaya giriyoruz. Gördüğüm manzara beni biraz korkutuyor.

Zira içeride en az yüz elli kişilik bir sıra, pasaportlarına damga vurdurmak üzere beklemekte. Bu durum sıranın en sonunda bulunan bizim için çok da memnun edici bir görüntü değil haliyle. Neyse ki, görevliler oldukça hızlı hareket ettiğinden sandığımdan daha kısa sürede pasaport kontrolünden geçip adaya giriş yapıyoruz. Ha bu arada aklıma gelmişken, Amerika vizesi bu adaya giriş için yeterli. Buraya Amerika üzerinden rahatlıkla gelebiliyorsunuz. Vizeyi dert etmeyin.

KARAYİPLER’İN ‘HELEN’İ

Dışarı çıktığımızda yanımıza yaklaşan siyahi bir adalı gülümseyerek bizi gitmek istediğimiz yere götürebileceğini söylüyor. Sevinçle kabul ederek taksimize doğru onun peşinden ilerliyoruz.

GEZI-20150322-5

Burada bütün taksilerin beyaz büyük dolmuşlardan ibaret olduğunu görmek beni biraz şaşırtıyor. Eşim Murat, Dünya Bankası’nda Latin ülkeleri ile Karayip ülkelerindeki projeleri yönettiğinden buralara aşina. Hiçbir şey onu şaşırtmıyor, zira daha evvel defalarca gelmiş bu taraflara. Güleryüzlü şoförümüz otelimizin havaalanından yaklaşık bir saatlik bir uzaklıkta olduğunu söyleyince zaten yorgun olan ben kendimi içerideki geniş koltuklardan birine boylu boyunca atıyorum. Yanımıza yolculuğumuz uzun süreceğinden havaalanından birer sandviç alıyoruz.

Bir lavaş ekmeğine patates ve balık konularak yapılan sandviçin tadı oldukça değişik ve ilginç. Aklıma bu üçlüyü kombinlemek hiç gelmemişti daha önce. Şoförümüz yol boyunca bizimle sohbet ediyor. Benim aktris ve yazar olduğumu öğrenince şaşırıyor. İlk kez duyduğu ülkemizle ilgili sorular soruyor. Burası Türkiye’den o kadar uzakta ki, çoğu insan Türkiye adını ilk defa duyuyor. Bize, “Bu adaya gelen ilk Türk sizsiniz sanırım” diyor. Yirmi yıldır taksi şoförlüğü yapmasına rağmen ilk kez bir Türk ile tanışıyormuş. O da bize adanın ilk Fransız sömürgesi olduğunu, ardından Fransızlar ile İngilizler’in savaşına sahne olup İngilizler’de kaldığını anlatıyor. 1979’da ada ancak bağımsızlığını kazanmış.

O kadar güzel bir ada ki, buraya ‘Karayip’lerin Helen’i diyorlarmış. Hani şu Truva Savaşı’na neden olan güzeller güzeli Helen var ya, oradan alıyor işte ada lakabını. Onun kadar güzel yani. Bir ara yüksek bir tepenin üzerinde duruyoruz. Şoförümüz bizi araçtan indirip manzaraya bakmamızı istiyor. Dışarı çıktığımızda gördüğümüz manzara nefesimizi kesiyor. Olağanüstü bir mavilik ve yeşilliğin ortasındayız ve bu görüntüye tam tepeden bakmaktayız.

SÖMÜRGE GÜNLERİNDEN KALMA LEZZETLER

Yaklaşık 20 dakika daha yol gittikten sonra otelimize varıyoruz. Denizin hemen önünde olan otelin odasından çıkıp sahile varmamız 10 adım gerektiriyor. Saatler akşamüzerini gösteriyor ve güneş henüz batmamış. Görevliler eşyalarımızı odamıza gönderirken, ben hemen heyecanla sahile inmek istediğimi söylüyorum. Sahile vardığımızda ise gördüğüm manzara karşısında adeta dilim tutuluyor.

Hani bazı anlar vardır, tüm hücrelerinin titreştiğini hisseder ya insan, içinden tarifi imkânsız bir şükran duygusu yükselir, işte tam olarak bunları hissediyorum o an. Önümde uzanan durgun turkuaz rengi deniz neredeyse bembeyaz kumlarla birleşiyor. Hemen yanı başımızda tropikal ağaçlar dallarını denize doğru uzatmış adeta onu selamlıyor, saygıyla önünde eğiliyorlar. Gökyüzündeki bulutların yarattığı görüntü, dalgaların kıyıya vururken çıkarttığı ses, sakinlik ve huzur... İçimden tanrıya bana verdiği şey için binlerce teşekkür ediyorum. Benzer bir hissi Bali’de de yaşamıştım.

O an anladım ki, tanrının yarattığı olağanüstü güzellikleri gördüğüm zaman bünyemde oluşan saygıyla karışık hayret beni derinden etkiliyor. Bu manzaraya baktığım ve gökyüzündeki olağanüstü renkleri gördüğüm her an tanrıyı görmenin de böyle bir şey olabileceğini hissediyorum. Onun yarattığı olağanüstü güzelliklere bakmak onu görmek demek aslında.

 Adada kaldığımız 10 gün boyunca her sabah güneş doğarken ve akşam güneş batarken sahile atıyoruz kendimizi. Garip bir şekilde güneş batarken oluşan sarıdan turuncuya ardından pembe ve kırmızıya çalan renkler hayretler içerisinde bırakıyor bizi. Kumların üzerine uzanıp gökyüzüne bakarken bir anda sanki görünmez bir el gelip de ışıkları açmış gibi tüm gökyüzü kıpkırmızı oluveriyor. Neşe ve şaşkınlık içinde bu manzaraya nefesimiz kesilmiş gibi bakarken, gökyüzü iyice karardığında odamıza gidip hazırlanıp akşam yemeği için dışarı çıkıyoruz.

Bize adanın diğer tarafında çok iyi bir restoran olduğundan bahsetmişlerdi. Sahildeki bu mekânı yerli halk değil burada yaşayan yabancılar açmış. Sapsarı saçları ile ada halkından ayrılan şef, yanımıza gelip günün spesiyalleri sayıyor. Duyduğum en değişik yemekler... Ada halkı Avrupa kültürü ile kendi kültürlerinden muazzam bir karışım yaratmışlar. Ancak şu kadarını söylemeliyim, ben hayatımda bu kadar lezzetli balık çorbası ne içtim, ne de içeni duydum. Seçtiğimiz tüm yemekler büyük bir özenle geldi ve inanılmaz lezzetliydi.

Sonraki günlerde anladık ki, sömürge günlerinden kalma bu lezzetler Saint Lucia mutfağına epey yaramış. Sağlı sollu restoranlar ve butiklerden oluşan çarşısında istediğiniz her mutfağı seçip deneyebilirsiniz. Biz hangisini tercih etsek hepsinden memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Yalnız, sizi uyarmak istediğim bir şey var: Kaldığınız otellerin içindeki minik butiklerden sakın ola ki, ihtiyaçlarınızı almaya kalkışmayın.

Zira durduk yere kazıklanabilirsiniz. Otelimizin butiğinden almak istediğimiz bir adet markası olmayan güneş koruyucu ile bir adet parmak arası lastik terlik için 80 Amerikan doları istediler. Çarşıdan 12 dolara hallettik hepsini.

GEZI-20150322-6

‘KARAYİP KORSANLARI’ filmi BURADA ÇEKİLMİŞ

Buralara gelmişken Piton Dağları’nı ziyaret etmemek olmaz. Yanyana duran bu iki dağ, adanın en meşhur dağları. Hatta buradaki manzara, dünyanın en iyi beş manzarasından biri seçilmiş. İnanılmaz bir görüntü ve nefes kesici bir atmosfere sahip. Volkanik dağlara uzaktan baktığınızda, yamaç paraşütü yapanları da görebilirsiniz. Saint Lucia’nın dağcılar için de bulunmaz bir fırsat olduğunu söyleyebilirim. 

Ada geceleri partiler ve eğlencelerle çok hareketli. Gün boyu sahilde yanınıza gelen ‘Karayip Korsanları’ filminden fırlamış gibi görünen ve Bob Marley stili saçlı genç adamlar, size deniz kabuklarından yapılmış türlü değişik eşya satmak isterken bir yanda da akşamları yapılan partilerden de bahsediyorlar. İçlerinden biriyle ahbap olduk. Tüm geçim kaynağı, sahildeki turistlere annesinin evde yaptığı eşyaları satmak olan yerli, bize o esnada adaya yaklaşmakta olan bir gemiyi gösteriyor. Şaşırıyorum çünkü karşımda duran ‘Black Pearl’in ta kendisi. 

Genç adam bize geminin ‘Karayip Korsanları’ filmindeki geminin gerçek örneği olduğunu söyledi. Yapımcılar burada araştırma yaparken, bu gemiden ilham almışlar. Zaten filmin çoğu sahnesi de burada çekilmiş. Saint Lucia’daki son günümüzde içime bir hüzün çöküyor. Elimden gelse sonsuza kadar burada kalabilirim. Murat’a buradan bir gün ev almamız gerektiğini söylerken onun da gözlerinde aynı heyecanı görebiliyorum. Aslında bu bölgeden ev alınıp kiraya vermek akıllıca bir fikir olabilir. Zira burası yılın her mevsimi sıcak ve turistleri çekiyor. Şoförümüz bizi yine sabah erken saatlerde otelimizden alıp havaalanına götürüyor.

Çünkü bir sonraki istikametimiz Antigua/Barbuda adası. Havaalanına iç hatlar bölümüne gittiğimizde, şaşırıyorum. Burası sanki havalimanından çok otobüs terminalini andırıyor. Karayip halkı yoksul, henüz gelişiyorlar. Tek geçim kaynakları turizm ve tarım. Muz ve şeker kamışı üretip satsalar da durumları çok parlak değil. Böyle bir cennetin içinde yaşayan bu insanların da aradıkları şey para değil aslında. Çoğu Amerika’ya gitmeyi reddediyor, bu topraklarda ölmek istiyor. Haksız da sayılmazlar... Beni de bıraksalar, burada ölebilirim. Cennete gitmeme gerek kalmadan cennette gözlerimi yummuş olurum böylece.

VER ELİNİ, ANTIGUA/ BARBUDA...

Uçağımız geldiğinde bir şaşkınlık daha yaşıyorum, zira oldukça küçük olan uçağın her Karayip ülkesinde dura dura yani dolmuş misali gittiğini öğreniyorum. Bir sonraki adada durduğunda inmek isteyen yolcu el bagajını alıyor ve iniveriyor uçaktan. Biz Antigua/Barbuda Adası’nda iniyoruz. Bizden sonra uçak devam ediyor yolcularını sırası ile diğer adalarda indirmeye... Bu ada uzun ve harika plajlarıyla ünlü. Yüzölçümü olarak Saint Lucia Adası’ndan daha büyük ve biraz daha zenginler. Kalacağımız otele vardığımızda hemen kendimizi bir spa merkezine atıp yerli kadınların hamarat ellerine teslim oluyoruz.

Buralara gelip de masaj yaptırmadan dönerseniz, çok üzülürsünüz. Zira volkanik taşlar ve özel masaj yağları ile yapılan masaj esnasında kulağınızda kıyıya vuran dalgaların sesi ile karışan rüzgâr ve kuşların cıvıltılarıyla kendinizden geçmeniz an meselesi. Bir Karayip Adası’nda iseniz tek yapmanız gereken hamakta kitap okumak, birbirinden lezzetli yemekler yemek, turkuazın her tonunu barındıran denizde yüzmek, manzaraya bakıp hayran kalmak. Bu kadar işte...

Antigua Adası’ndaki denizin rengi bizi hayretler içinde bırakıyor çünkü hayatımda bu kadar canlı bir turkuaz hiç görmedim. Renkler iç içe geçerken siz sadece bakakalıyorsunuz gördüklerinize. Geceleri bizim gibi partilere gitmekten hoşlanmıyorsanız, saatlerce sahilde oturup gökyüzüne bakmanızı öneririm size. Zira yıldızlar hiçbir zaman bu kadar yakın gözükmeyecektir gözünüze. Bu seyahatten sonra eğer size cenneti sorarlarsa, “Ben cenneti gördüm” diyebileceksiniz karşınızdakilere. Ben de kendi adıma cennete gittim ve geri döndüm.

Hayal ettiğimden çok daha güzeldi gerçekten...

 

Paylaşmak ister misin?

Deli.cio.us    Digg    reddit    Facebook    StumbleUpon    Newsvine
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Mutfak

Bayram mönüsü için önerilerim

News image

Çocukluğumun bayramlarında beni en çok heyecanlandıran kısım yemekten ya da kahvaltıdan sonra ikram edilen ç... DEVAMI

Komposto mu, hoşaf mı?

News image

Yaz sıcaklarında artık vazgeçilmezimiz soğuk içecekler. Ben bu ay sizi Ramazan dolayısıyla da nostaljik bir y... DEVAMI

Düğün-davet mevsimi

News image

Hiç şüphesiz düğündavet hazırlıkları titizlik gerektirir. Her şeyi ince eleyip sık dokumak gerekir. Peki, ... DEVAMI

En iyi kek tarifi hangisi?

News image

Mükemmel kek tarifine ulaşmak için bugüne dek pek çok farklı reçete hazırladım. Ortası delik olandan, dolgulusun... DEVAMI

Dondurma dünyasında 'in'ler 'out'lar...

News image

 İtalyanların dondurma konusundaki uzmanlığı, dünyadaki en yeni dondurma trendleri ve bizim geleneksel Ma... DEVAMI

Sevgililer günü mönüsü

News image

SEVGİLİLER GÜNÜ MÖNÜSÜ Kalbe giden yol mideden geçer derler… Başbaşa geçireceğiniz 14 Şubat akşamı, size sunduğum... DEVAMI

Kültür - Sanat

Ece Seçkin bu ayki röportajımızın konuğu...

News image

Lakabı Roket Müzik dünyasının başarılı ve genç isimlerinden Ece Seçkin, kendisini ve yeni çalışmalarını bu ayki r... DEVAMI

Keman virtüözü Canan Anderson

News image

Sihirli parmakların sahibi Canan Anderson, bu ayki röportajımızın konuğu. 3 Haziran’da Mardan Palace’de, 8 Hazira... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

Konser David Garrett, ilk kez Türkiye’de Dans ‘Beyazgül-White Rose’ İstanbul’da... Sinema Sema Şimşek, ‘Tehl... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

MÜZİKAL Dünyaca ünlü Broadway yapıtı ‘Operadaki Hayalet’ bu ay İstanbul’da... SERGİ Yaratıcı deha Mimar Sinan, Tophane-i ... DEVAMI

Konser, etkinlik, röportaj, sinema...

News image

KONSER :Efsane şarkıcı Julio Iglesias, İstanbul’da... ETKİNLİK :Ünlü oyuncu Hugh Jackman, Broadway şo... DEVAMI

Derya Beşerler en son ne yaptı?

News image

DERYA BEŞERLER EN SON NE YAPTI? BKM Mutfak’ta her Salı ‘No Name’ adlı oyunla sahne alan Derya Beşerler, son zamanlard... DEVAMI

Astroloji

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Haziranın aynın burçlar üzerindeki etkisi Halen retro (geri harekette) olan Merkür 11 Haziran’da düz pozisyona ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

Astroloji Mayıs ayının burçlar üzerindeki etkisi(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Mayıs’ta Akrep’te Dolunay, 18 ... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ NİSAN AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 4 Nisan’da Terazi burcunda bir A... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ASTROLOJİ MART AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ(Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) 20 Mart’ta Balık burcunun son der... DEVAMI

Astrolog Sema Kılıç yazıyor...

News image

ŞUBAT AYININ BURÇLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ (Yükselen burcunuzu önce okumalısınız) Koç ( 21 Mart-19 Nisan ) Koç’lar, 20’sine k... DEVAMI

Gezi

Masal diyarı Kapadokya

News image

Masal diyarı Kapadokya Sadece tarihi açısından değil aynı zamanda ruhani dünya sahnesiyle de yüzyıllardır varlığını koruy... DEVAMI

Hızlandırılmış Madrid turu

News image

Voleybolcu Naz Aydemİr Akyol'dan Hızlandırılmış Madrid turu Biz sporcular kamplar, maçlar, turnuvalar vs. yüzünden çok f... DEVAMI

Sanatın merkezi bir şehir, Londra...

News image

OYUNCU ASUMAN DABAK YAZDI SANATIN MERKEZİ BİR ŞEHİR, LONDRA... Bu şehrin mevsimi yok. Ne zaman giderseniz gidin, Londra sokaklar... DEVAMI

Başak Sayan yazdı...

News image

CENNET BURASI Eğer bir gün bana cennetin nerede olduğu sorulursa, hiç düşünmeden Saint Lucia Adası derim. Doğu Karayip Denizi... DEVAMI