|
|||
| Mistik bir yolculuk MarakeÅŸ |
| Gezi | |||
Hayal ile gerçek arasında, büyülü bir yer Marakeş. Kendi dinginliği içinde tam da masallarda anlatıldığı gibi. Size sadece şu kadarını söyleyebiliriz ki, bu yazıyı okuduktan sonra ilk fırsatta soluğu Marakeş’te almak isteyeceksiniz.Nedir insanı başka diyarlara iten duygu? Maceraya atılmak, keşfetmenin yaşattığı inanılmaz haz, hiçbir yere ait olamamak… Belki de sadece yeni bir yer görme arzusu. Kendimize göre seçtiğimiz neden, bizi bu kez Marakeş’e sürüklüyor. Kuzey Afrika’nın gizemini anlatan, Atlas Dağları’nın eteklerine kurulmuş Marakeş, Fas’ın bohem, renk cümbüşüne sahip ve tüm zıtlıkları içerisinde barındıran şehri. Marakeş için uygun bir dönemde yola çıkıyoruz. Çünkü buraya gelmek için en uygun mevsimler; sonbahar ve ilkbahar. Havanın güzel oluşu, gezinin de mükemmel geçeceğinin ilk sinyallerini veriyor. Marakeş’e adım attığımız ilk andan itibaren şehrin kendi dinginliği kendisine hapsediyor. Kendi zamanımıza göre değil, şehrin zamanına göre hareket etmeye karar veriyoruz. Kulaklarımızda Marakeş ezgisi, buranın neden ‘ölüler buluşması’ veya ‘dünyanın sonundaki buluşma yeri’ olarak anıldığını daha iyi anlatıyor. Geçmişteymiş gibi 11. yüzyılın sonlarında kurulduğu tahmin edilen Marakeş, 9,7 kilometrelik surlarla çevrilmiş. Surların içerisinde bitişik nizam evler, dar sokaklarla tam anlamıyla labirent şeklinde. Akşamüstü olduğunda yapılar kızıl renge bürünüyor. Nedeni de yapıların yapımında kızıl renkli toprağın kullanılması. İşte bu yüzden Marakeş’e ‘kızıl şehir’ de deniyor. Yılan oynatıcıları, satıcılar, at arabası sesleri, yerel kıyafetleri içerisindeki insanlar, dövmeciler otantik bir ambiyans yaratıyor. Tabii bu anlattıklarımız şehrin ‘eski şehir’ diye bilinen kısmı için geçerli. ‘Yeni şehir’ ise tahmin edebileceğiniz gibi bildik modern binalarla süslü. Şehrin kalbini oluşturan Djemaa El Fna Meydanı, Marakeş’le alakalı geleneksel her şeyi görmemizi vaat ediyor. Zaten meydan, günümüzü sanki 50-60 yıl öncesinden takip ediyormuş gibi. Bahçelerde hayat varHer bir köşeden yükselen satıcıların seslerini şimdilik kulak arkası edip gezimize devam ediyoruz. Şimdiki durak, Marakeş’in bir diğer sembolü olan Koutoubia Cami. 12. yüzyılda yapılan cami, 72 metrelik minaresiyle şehrin de ne kadar eski olduğunu anlatıyor. Djemaa El Fna Meydanı’ndan biraz uzaklaştığımızda Menara Bahçeleri karşılıyor bizi. Bir havuz etrafında yükselen ilginç mimarili bina ve ağaçlar, şehir turunda keyifli bir soluklanma olanağı sunuyor. Diğer bir bahçe Majorelle de ünlü bir Fransız ressam tarafından yapılmış ve daha sonra ünlü modacı Yves Saint Laurent tarafından düzenlenmiş. İki bahçe de şehrin karmaşasından uzakta, çeşit çeşit bitkilerle insana huzuru vaat ediyor. Alışveriş cenneti Marakeş’i hafızalarımızda her daim taze tutma isteğimiz, bizi ister istemez alışveriş yapmaya zorluyor. Doğrusu Marakeş, alışveriş yapılmayacak gibi bir yer değil. Pazaryerindeki renk cümbüşü, Kapalıçarşı’yı andıran geleneksel çarşısı, alışveriş yapma dürtümüzü ortaya çıkarıyor. Deri eşyalardan gümüşlere, tekstil ürünlerinden halılara kadar Fas el sanatlarına ait birçok ürünü bulabiliyoruz. Tabii bu kadar obje karşısında ne alacağımız konusunda kafamız karışsa da neredeyse tüm Faslıların üzerlerinden eksik etmedikleri uzun pelerinlerden almaya karar veriyoruz. Yalnız bu o kadar da kolay olmuyor. Çünkü Faslıların sattıkları her şeye 2-3 misli fiyat söyleme gibi bir alışkanlıkları var. Ancak ciddi bir pazarlık yaparak pelerinlerimize kavuşabiliyoruz. Alışveriş, şehir turu derken, meydana bakan kafelerin birinin balkonuna oturup buranın meşhur nane çayını içerek tüm yorgunluğumuzu üzerimizden atıyoruz. Günbatımında şehir turuncu, mavi ve pembe renklerine bürünürken, bu görsel şölen aynı zamanda şehrin bütün güzellikleri içerisinde barındırdığını bir kez daha anlatıyor. Ne yenir, ne içilir? İşte zengin bir mutfak tam karşımızda duruyor. Bol çeşnili, etin, balığın bolca kullanıldığı, taze ve kuru meyvelerin yemekleri şenlendirdiği Fas Mutfağı, Dünya Mutfakları’nı da etkiliyor. Örneğin, bizim mutfağımızda da yeri olan kuskus, bunlardan sadece biri. Marakeş’teyken aç kalmanıza imkan yok. Damak tadınıza uygun tatlar kesinlikle bulabilirsiniz. Ayak üstü atıştırmalık bir şeyler için Djermaa El Fnaa Meydanı’nda akşam altıdan sonra tezgahları karidesten köfteye, meyveden kuruyemişe kadar çeşit çeşit yiyecekler süslüyor. Tattığımız Fas’ın en ünlü yemeği Tajin, özel toprak kaplarda soğan, et, domates, patates, havuç ve portakal kabuklarıyla pişirilen enfes bir yemek. Kesinlikle yemelisiniz! Diğer bir lezzet de Harira. Kuzu eti, soğan, sarımsak, domates, taze nane ve baharatlardan yapılan bu çorba gayet doyurucu. Tatlılar ise genel olarak badem veya cevizle yapılıyor. Küçük bir not: Faslılar yemeklerini genellikle elle yedikleri için açık hava lokantalarında çatal bulamayabilirsiniz. DENİZ VARGELOĞLU FOTOĞRAFLAR: SHUTTERSTOCK / OLEG SELEZNEV, J VAN DER WOLF, VITOR COSTA, POSZTOS (COLORLAB.HU), SEMATADESIGN, GALYNA ANDRUSHKO, ALEXEY GOOSEV, JENNIFER STONE; FOTOLIA / ROBERT PAUL VAN BEETS Devamı Seninle Dergisi Mayıs 2010 Sayısında...
|
|
|


Hayal ile gerçek arasında, büyülü bir yer Marakeş. Kendi dinginliği içinde tam da masallarda anlatıldığı gibi. Size sadece şu kadarını söyleyebiliriz ki, bu yazıyı okuduktan sonra ilk fırsatta soluğu Marakeş’te almak isteyeceksiniz.
Bahçelerde hayat var



















